İktisat Öğrencileri İçin Rodrik-Şimşek Tartışmasını (15-20 Haziran 2013) İzleme ve Anlama Kılavuzu

 

NOT: Eğer aşağıdaki yazının daha güncel, geniş ve pdf formatındaki versiyonunu okumak isterseniz, “Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012′de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı başka bir günlük yazımda belirtilen bağlantıyı (pdf) kullanabilirsiniz.

Her şey bir bakıma, 28 Mayıs 2013’te İstanbul’daki “Gezi Parkı protestoları” Türkiye’nin geneline yayılarak hâlâ sürmekteyken, 8 Haziran 2013 tarihli The Economist dergisinde kapak konusu olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın protestolarla ilgili politik yaklaşımlarının demokratik olup olmadığının seçilmiş olması ve o sayıda yer alan Türkiye ile ilgili makalelerden birinde belirtilen bir ekonomik verinin sonradan dergi yönetimi tarafından “düzeltilmesi” ile başladı:

 

Şekil 1: 8 Haziran 2013 Tarihli The Economist Dergisinin Kapağı

The Economist (European edition: 2013.06.08)

 

Kaynak

 

The Economist’te çıkan “Yeni genç Türkler” başlıklı makale ile ilgili düzeltme, 14 Haziran 2013’te duyurulup yazının internet versiyonunun sonuna şu şekilde bir not olarak eklendi:

“Turkey’s GDP per person had tripled in the past ten years. This was true only in nominal terms. In real terms, GDP per person has risen by just 43%. Sorry. This was corrected on June 14th 2013.” (Kaynak/Twitter)

Yani Dergi, Türkiye’de son 10 yılda üçe katlandığını belirttiği “kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla”nın (GSYİH; gross domestic product, GDP) aslında reel (sabit fiyatlarla) değil, nominal (cari fiyatlarla) kişi başına GSYİH olduğunu açıklama ve aynı değişkendeki reel artışın yüzde 43 ile sınırlı olduğunu belirtme ihtiyacı duymuştu. Twitter’daki bir yazışmaya göre, The Economist‘in bu düzeltmesinin, aslında Prof Dr. Vefa Tarhan‘ın söz konusu makalenin ilk haliyle ilgili bir yorumu üzerine yapıldığı anlaşılıyordu.

The Economist‘in söz konusu düzeltmesi, bir gün sonra, yani 15.6.2013’te (13:09) Harvard Üniversitesi’nden Prof Dr. Dani Rodrik‘in (IAS) şu tweet’ine konu oldu:

 

20130615-1309_Rodrik

 

İşte Rodrik’in bu mesajından sonra, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, The Economist‘in düzeltmesini (özetle) doğru bulmadığını belirtmesi üzerine, bugün artık pek çok kişinin haberdar olduğu aşağıdaki şu yazışma/tartışma ortaya çıktı:

 

20130615-1309a_Rodrik-Sımsek
20130615-1309b_Rodrik-Sımsek
20130615-1309c_Rodrik-Sımsek
20130615-1309d_Rodrik-Sımsek
Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3, Twitter 4 (2013.06.15)

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanı ile dünyaca ünlü bir Türk iktisat profesörü arasında internet ortamında herkese açık bir biçimde yaşanan bu sert tartışma, doğal olarak (sosyal) medyada geniş yankı buldu. Bakan Mehmet Şimşek, daha sonra, 19.6.2013 Çarşamba günü Uğur Gürses’in (2013.06.18) ve Ege Cansen’in (2013.06.19) Rodrik’i destekleyen eleştirel birer yazısı üzerine tartışmayı tekrar (fakat bu sefer büyük ölçüde tek yanlı biçimde) canlandırdı:

(Lütfen yazışmayı aşağıdan yukarı doğru, yani zaman sırasına göre okuyunuz):

 

20130619a-Sımsek
20130619b-Sımsek
20130619c-Sımsek

Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3 (2013.06.19, 10:50-11:54)

 

Aslına bakarsanız, Türkiye ekonomisinin 2002’den bu yana “mucizevi bir büyüme performansı” sergilediğine ilişkin yurt içi ve dışındaki yaygın kanaat (birkaç örnek: 2012.10.162012.09.11) hakkındaki kuşkular ve eleştiriler, pek de yeni sayılmaz. Çeşitli iktisatçılar ve ekonomi köşe yazarları bu konudaki itirazlarını zaten uzunca bir süredir dile getiriyorlardı ve Rodrik-Şimşek tartışmasından sonra da açıklamaya devam ediyorlar. Son dönemdeki eleştirel yaklaşımlara örnek olarak Selim Somçağ (2010.09.12), Erinç Yeldan (2011.04.062013.03.27, 2013.06.12), Vefa Tarhan (2012.08.21), Ege Cansen (2013.06.08), Fatih Özatay (2012.02.18, 2013.06.20), Dani Rodrik (2013.06.20) ve Emre Deliveli’nin (2013.06.21) bağlantılarını verdiğim yazılarını okuyabilirsiniz.

Dani Rodrik ile Mehmet Şimşek arasında ortaya çıkan hararetli tartışma, iktisatçı olmayanların kafasını karıştırabilecek nitelikte ve canlılığını hâlâ koruyor. Hürriyet Gazetesi’nden Barış Balcı 20.06.2013’te bu konuda bir haber yazısı (internet/gazete) hazırladı. Fakat bazı kişilerin (iktisat öğrencileri dahil) kafası (sanıyorum) hâlâ biraz karışık durumda. Bu nedenle, konunun daha rahat anlaşılabilmesi ve takip edilebilmesi için mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bazı hususları aşağıdaki gibi iki başlık altında özetlemek istiyorum.

Eğer tartışmada kimin (daha) haklı olduğu konusundaki açıklama ve kanaatime bir an önce ulaşmak için sabırsızlanıyorsanız, birinci bölümdeki açıklamayı atlayıp doğrudan doğruya ikinci bölüme de geçebilirsiniz. (Ama eğer henüz bir iktisat öğrencisiyseniz, mutlaka daha sonra geri dönüp uygun bir vaktinizde birinci bölümü de okumanızı tavsiye ederim.)

 

1. Uzun-Kısa Vadeli Büyüme Arasındaki Fark

 

Rodrik ile Şimşek arasındaki tartışmanın üzerine kurulu olduğu “büyüme” kavramının asla gözden kaçırılmaması gereken bir özelliği var. Önce o konuya değinelim, ki böylece söz konusu tartışma da daha iyi anlaşılabilsin ve değerlendirilebilsin.

İktisat öğrencilerinin, üniversitelerde “İktisadi Büyüme” (Economic Growth) veya “Büyüme Teorileri” gibi adlarla verilmekte olan derslerde karşılaştıkları “büyüme”, “uzun vadeli büyüme”dir (long run growth); yani yine temel makroiktisadi konular arasında yer alan “kısa vadeli büyüme” (short run growth) kavramından ve para ve maliye politikalarının reel hasıla üzerindeki etkililiği tartışmasından oldukça farklıdır.

Adam Smith, David Ricardo, Karl Marx, Roy F. Harrod, Evsey Domar, Robert M. Solow, Paul Romer ve Robert E. Lucas gibi çeşitli iktisatçıların geliştirdikleri büyüme modellerinde büyümenin temel belirleyicileri olarak kurumlar, teknolojik gelişme, beşeri sermaye, fizikî sermaye, (vasıfsız) işgücü ve girişimci gibi çeşitli üretim faktörleri ele alınır. Zaten bütün bu belirleyicilerin miktar ve/veya kaliteleri ancak uzun dönemde artırılabileceği/yükseltilebileceği için bu modeller “uzun vadeli” büyüme modelleri olarak kabul edilir. (Belki kaba bir yaklaşımla, bunu, bir firmanın üretim ölçeğinin/kapasitesinin ancak uzun vadede genişletilebilir olmasına benzetebiliriz.) Oysa kısa vadeli iktisadi büyümeyi, kısa dönemde genelde toplam talep unsurlarının (özel tüketim ve yatırım harcamaları ile kamu harcamaları gibi) belirlediği kabul edilir. (Yine çok kaba bir yaklaşımla, bir ülkeyi bir firmaya benzetecek olursak, firmanın mevcut üretim ölçeğinin güncel kullanım derecesindeki (talep kökenli) artışları, kısa vadeli büyüme olarak kabul edebiliriz.)

Teorik olarak yaklaşıldığında, bir ekonominin kısa ve uzun vadeli büyümesini birbirinden ayrıştırmak pek de sorun oluşturmaz. Örneğin bir ülkenin üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin sabit olduğunu (yani belirleyicilerinin miktar ve kalitesinin veri olması anlamında o ekonomide hiç uzun vadeli büyüme gerçekleşmediğini) ve fakat ekonomide tam ve/veya etkili çalışma durumu olmadığını (ilgili eğriler üzerinde olmadığımız için “eksik istihdam dengesi”nde bulunduğumuzu) varsayarak, özellikle toplam talebi artırıcı politikalar sayesinde ekonominin ne ölçüde bu eğrilerin ima ettiği tam istihdam üretim düzeyine doğru itilebileceğini araştırırsak, bu bir kısa vadeli büyüme analizi olur. Tersine, aynı ekonomide tam ve etkili istihdam koşullarının sağlanmış olduğunu (yani üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin üzerindeki bir noktada bulunduğumuzu) varsayarsak, analizimiz uzun vadeli büyüme analizi niteliğine bürünür. Çünkü artık, o üzerinde bulunduğumuz üretim olanakları veya uzun dönem toplam arz eğrisinin kendisini bir bütün olarak dışarı/ileri kaydırabilecek temel faktörler (kurumlar ve teknoloji gibi) ve ilgili iktisat politikaları üzerinde duruyoruz demektir.

Uygulamada ise, bir ülkenin belirli bir yıldaki kişi başına reel gelir düzeyinin belirli bir dönemdeki (genelde bir önceki yıla göre) artışından söz edildiğinde, burada kast edilen büyüme, teorik anlamda kısa vadeli ve/veya uzun vadeli büyümenin belirleyicileri tarafından yaratılıyor olabilir. İşte Rodrik-Şimşek tartışmasında üzerinde konuşulan büyüme meselesi, bir yandan kısa vadeli, diğer yandan da uzun vadeli bir niteliğe sahiptir. Tartışmada taraflarca karşı karşıya koyulan argümanların haklılığı üzerinde düşünürken aslında sonucu etkilemeyecek olsa da, (genelde derslerde açıklanması ihmal edilen) bu hususun da mutlaka akılda tutulmasının (özellikle iktisat öğrencileri açısından) çok yararlı olacağını düşünüyorum.

 

2. Tartışmada Kim Haklı? Niçin Haklı? Ne Ölçüde Haklı?

 

Cari fiyatlarla (yani nominal veya parasal) GSYİH’daki artışlar, hem “fiyat” hem de “üretim miktarı” artışlarının etkisini içerir. Yani nominal (veya parasal) GSYİH bir “değer” ölçüsü olduğu ve genel kural olarak “değer = fiyat × miktar” olduğu için, (i) bir ülkenin GSYİH’sındaki mutlak düzey veya kişi başına terimler cinsinden artışların “zaman içindeki” seyrini veya (ii) belirli bir zaman noktasında veya zaman içinde “başka ülkelerinkine göre” nispi durumunu/gelişimini değerlendirebilmek amacıyla, ülkelerin cari fiyatlarla GSYİH artışlarının mutlaka ilgili ülkelerdeki fiyat düzeylerinin artışlarının etkisinden arındırılması (“deflate” edilmesi) gerekir. Zaman içinde belirli bir ülkede veya belirli bir an veya dönemde başka ülkelerdekine göre düzeyi veya artışları kıyaslanacak olan şey “miktar = değer / fiyat” büyüklükleri olmalıdır, “değer”ler değil. Böylelikle, o ülkede/ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin toplam parasal (nominal) değerlerindeki değişmeler yerine, miktar değişmelerini dikkate alarak, ilgili ülke(ler)deki gerçek “refah” (veya “zenginlik”) düzeyi veya onun artışlarını ölçmüş oluruz.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse, tek kişilik ve tek mal üretilen (diyelim ki “elma”) ve nüfus artışı olmayan bir hayalî ekonomide, o kişi, varsayalım ki son 10 yıl içinde refahında meydana gelen değişmeyi ölçmek istiyorsa, o dönemde ürettiği elmaların parasal değerindeki artışa değil, ürettiği elmaların fizikî miktarındaki artışa bakar, bakmalıdır. (Bkz. bir tablo yardımıyla başka bir basit sayısal örnek.)

Öte yandan, dünyadaki ülkelerin kişi başına reel (yani sabit fiyatlarla) GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılması gerektiğinde, ulusal paralardan ortak bir para birimine (döviz kurları kullanılarak) dönüştürme ve uygun ulusal fiyat endekslerinin kullanılması gibi ayrıntılı ve karşılaştırılabilir nitelikte geniş bir veri setine ihtiyaç doğmaktadır. Bu bakımdan, ülkelerin GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi amacıyla, Dünya Bankası ve IMF’nin yanı sıra, Pennsylvania Üniversitesi “Uluslararası Üretim, Gelir ve Fiyat Karşılaştırmaları Merkezi” (Penn World Table, PWT) gibi bazı kurum ve kuruluşlar tarafından kapsamlı uluslararası karşılaştırma programları ve özel veri-bankası oluşturma projeleri geliştirilmiştir. PWT bunların en eski ve en yaygın kullanılanlarındandır.

Bakan Şimşek’in çoğu yukarıda toplu olarak sunulan tweet’lerinde yer yer belirttiği veya ima ettiği şekliyle “nominal” GSYİH veya “nominal” milli gelirin iktisattaki kullanımlarına ise, örneğin G20 ülkelerinin bir bütün olarak küresel ekonomi içinde belirli bir zaman noktasında (mesela 2012’de) tuttukları payın büyüklüğü (göreli önemi) hakkında bir fikir vermek (örnek için bkz.: Tablo 4, s. 33) veya AB ülkelerinin oluşturduğu toplam pazar içinde belirli bir ülkenin payının büyüklüğünün ne kadar olduğunu irdelemek için (bkz. örnek) başvurulabilir. Ama belirli bir ülkenin refahını başka ülkelerinkiyle kıyaslarken veya o ülkede zaman içinde gerçekleşen gerçek refah artışını araştırırken, (kişi başına terimler cinsinden) reel (sabit fiyatlarla) GSYİH verileri dikkate alınır. Çünkü ülkeler arasında satın alma gücü farklılıkları olabilir.

Rodrik-Şimşek tartışmasında sözü edilen hususlarla ilgili olarak buraya dek anlattıklarımı genel bir çerçeve içindeki yerlerine yerleştirebilmek için aşağıdaki gibi bir genel tablodan yararlanmamız artık çok yararlı ve uygun olabilir:

 

Tablo 1: Mutlak veya Kişi Başına Terimler Cinsinden Reel veya Nominal GSYİH’nın İktisattaki Kullanım Yerleri Hakkında Bazı Genel Gözlemler

Sabit Fiyatlarla (reel) GSYİH Cari Fiyatlarla (Nominal) GSYİH
Toplam GSYİH Düzey Belirli bir yıla veya döneme ait reel (toplam) GSYİH düzeyi verileri tek başına pek anlam ifade etmez. Bir ülkenin belirli bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ya aynı ülkenin başka bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ile, ya da belirli bir ülkede belirli bir dönemde reel GSYİH’da meydana gelen artış aynı dönemde başka bir ülkenin reel GSYİH’sında meydana gelen artışla kıyaslanarak “(göreli) büyüme performansı” analizinde kullanılabilir. Bir ülke ekonomisinin belirli bir andaki piyasa büyüklüğünü ölçmek ve/veya başka ülkelerdeki (veya AB / G20 gibi bir ülke grubundaki) ile kıyaslamak için kullanılabilir. Sınırlı kullanımı olan cari fiyatlarla GSYİH verilerinin uygulamadaki iki kullanım örneği için Tablo 4 (s. 33) ve/veya Şekil 1’e bakılabilir. Bakan Şimşek, 2013.06.15 tarihli bir tweet’inde Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sının düzeyinin 2002’den sonraki 10 yılda 3.5 kat arttığını belirtirken, bu tür bir kullanmı tercih etmektedir.
Büyüme Oranı Belirli bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin üretim miktarlarındaki artış oranlarının zaman içindeki veya başka ülke(ler)dekine göre gelişimini analiz ederken kullanılır. Yıllık veya üçer aylık veriler itibariyle hesaplanabilir. Nominal fiyatlarla GSYİH artışları ulusal veya uluslararası büyüme performansı analizlerinde genelde kullanılmaz. Çünkü nominal veriler hem fiyat hem de miktar etkilerini içerdiği için, bunlardaki artış oranları da iktisadi olarak yorumlamak açısından kullanışsız ve hatta anlamsızdır.
Kişi Başına Terimler Cinsinden GSYİH Düzey Belirli bir ülke ve dönem için veya belirli bir yıl veya dönem için, ama uluslararası karşılaştırma amacıyla yaygın biçimde kullanılır. Genelde uluslararası refah düzeyi farklılıklarının veya bir ülke için ulusal refah düzeyi değişimlerinin analizinde dikkate alınır. Özel bir amacınız yoksa veya daha uygun ve güvenilir verilere erişimde sorun yoksa (!) genelde kullanılmaz. Çünkü, ülkeler arasında yapılacak uluslararası kişi başına GSYİH karşılaştırmalarında nominal verilerin kullanılması, ticarete konu olmayan (non-tradable) malların gelişmiş ekonomilerde gelişmekte olan ülkelerdekine göre genelde daha pahalı olması nedeniyle karşılaştırmaları gelişmiş ülkeler lehine bozar. Zaten bu gibi gerekçelerle geçmişte PWT ve “Uluslararası Karşılaştırma Programı” gibi girişimler ortaya çıkmıştır. Bu konudaki basit bir ders kitabı anlatımı için, Sachs ve Larrain’in Macroeconomics in the Global Economy adlı kitabındaki ilgili anlatıma (1993: s. 677-680) başvurulabilir. Sonuç olarak doğru olan şey, nominal değil reel kişi başına terimler cinsinden GSYİH analizi yapılmasıdır. Bakınız: soldaki kutucuk.
Büyüme Oranı Kişi başına terimler cinsinden reel GSYİH düzeylerinin kullanımı kadar yaygın olmasa da, büyüme oranları cinsinden reel GSYİH da ulusal veya uluslararası refah değişimi/farklılığı analizlerinde bazen kullanılır. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen %43’lük artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır. Özel bir amacınız yoksa genelde kullanılmaz. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen üç katlık artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır; fakat bu blog notunda da belirtildiği gibi, iktisadi açıdan pek anlamlı değildir. (Lütfen bir üstteki ve/veya soldaki kutucuktaki açıklamaya da bakınız.)

Kaynak: AK.

 

Sonuç olarak, Rodrik-Şimşek tartışmasında, Bakan Mehmet Şimşek’in konuya genelde bir “iktisatçı” gibi yaklaşmaktan çok bir “siyasetçi” gibi yaklaşmayı tercih ettiği söylenebilir. Evet, gerçekten de Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sı ve dolar cinsinden kişi başına nominal milli geliri 2002’den bu yana ciddi biçimde artmıştır. Bunun, siyaseten ve uluslararası diplomasi ilişkileri açısından (örneğin G20 bağlamında) belki bir önemi olabilir, ama “iktisadi” açıdan (özellikle vatandaşlar açısından) pek bir dolaysız önemi ve anlamı yoktur. Çünkü, nominal GSYİH’daki düzey cinsinden 3.5 katına, kişi başına terimler cinsinden ise 3 katına çıkışların ikisi de, hem “miktar” hem de “fiyat” artışlarının etkisini içermektedir. Oysa, bireyler açısından asıl önemli olan bu “değer” artışları değil, “gerçekten tüketebilecekleri” mal ve hizmet “miktarının”(kişi başına) artmış olmasıdır. Yani bireyler refahlarındaki değişikliği “miktar” değişmelerine bakarak değerlendirirler, “değer” değişmelerine bakarak değil. Benzer durum, uluslararası kıyaslamalarda da geçerlidir.

Eğer daha önce yukarıdaki birinci bölümü okumadıysanız, şimdi lütfen geri dönüp bir de o bölümü okuyunuz. Bakalım siz de, birinci bölümü de okuduktan sonra, Türkiye’de 2002-2012 döneminde yaşanan (kişi başına) “reel” büyümenin ne kadarının kısa, ne kadarının ise uzun vadeli büyüme niteliğinde olduğunu merak etmeye başlayacak mısınız?

 

İlgili ve Okunması Yararlı Bazı Haber, Yazı ve Bağlantılar:

 

 Bu Yazının İlk Yayın Tarihi: 2013.06.19, 23:05 (Paris)
Son Güncelleme: 2013.07.29, 11:59 (Paris)

Print Friendly

One thought on “İktisat Öğrencileri İçin Rodrik-Şimşek Tartışmasını (15-20 Haziran 2013) İzleme ve Anlama Kılavuzu

  1. Pingback: Dostlar Kahvesi - Sayfa 1105

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *