Türkiye’nin IMF’ye ve Dış Dünyaya Olan Diğer Borçları Hakkında Bazı Gözlemler (1989-2013)

 

Kaynak: Radikal Gazetesi, 2013.05.14

 

Türkiye, Uluslararası Para Fonu‘na (IMF) olan borçlarını 14 Mayıs 2013’te tümüyle geri ödeyerek önemli bir adım attı. Türkiye’nin IMF’ye olan kredi borcunun son taksidinin transferini, Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakçı‘nın da katılımıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan TCMB’nin Ankara Şubesi’nde (yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi) gerçekleştirdi. Gazete haberlerine göre, Babacan’ın tuşa basmasıyla ikisi dolar, ikisi avro olmak üzere toplam dört ayrı elektronik transferle IMF’ye son taksit ödenmiş oldu. Böylece, IMF ile son 20 yıl içinde 1994, 1999, 2002 ve 2005 yıllarında yapılan stand-by anlaşmalarıyla (bkz. Tablo 1) hızla büyüyen kredi borçları, 19 yıl sonra “yeniden” sıfırlanmış oldu.

 

Tablo 1: Türkiye’nin IMF ile Stand-by Anlaşmaları (milyon SDR, 1961-2012)

Erdal-Tanas-Karagol_2010_s11

Kaynak: Erdal Tanas Karagöl (2010: s. 11), Geçmişten Günümüze Türkiye’de Dış Borçlar. Ankara: SETA Analiz.

 

IMF, bu olayı resmî Twitter hesabından (@IMFNews) “Turkey makes final payment on its IMF debt; IMF looks forward to continued cooperation with Turkey” sözleriyle duyururken, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kişisel Twitter hesabından (@memetsimsek) “Bir devir kapandı. Hoşça kal IMF! IMF’ye borcu sıfırladık! Ayrıca, devletimizin dünyadan net alacağı 44 milyar lira…” ve “Hazine’nin dış borcu $103.1 milyar, TCMB’nin $7.7 milyar, toplam $110.8 milyar. Ama devletin döviz rezervi $130 milyar!” sözleriyle Hükumeti’nin bu konudaki başarısına dikkat çekti.

Fakat medyada tartışmalar özellikle ilk iki gün boyunca hiç durulmadı. Pek çok yorumcu, IMF’ye olan borçların tamamen geri ödenmiş olmasına rağmen, Türk özel kesiminin dışarıya olan borçlarında Ak Parti döneminde meydana gelen aşırı artışa dikkat çektiler ve Türkiye’nin IMF’ye olan borçları sıfırlandıktan sonra bile bir bütün olarak yurtdışına 2012 yılı sonu itibariyle hâlâ 336 milyar dolar borçlu olduğunu vurguladılar (bkz. örn. Bahar Aşçı, 2013.05.13, Erdal Sağlam, 2013.05.14, Naki Bakır, 2013.05.14, Mustafa Çakır, 2013.05.14, IMF, 2013.05.15, Seyfettin Gürsel, 2013.05.15, Şükrü Kızılot, 2013.05.15, Mustafa Sönmez, 2013.05.15 ve 2013.05.16).

Buna karşılık, bazı Hükumet üyeleri (örn. Mehmet Şimşek, 2013.05.14, “Birileri özellikle özel sektörün borçları ile devletin borçlarını karıştırma çabasında…“) ve bazı köşe yazarları (örn. Süleyman Yaşar, 2013.05.15) ise, özel kesim borçlarında büyük artış olduğunun vurgulanması yoluyla aslında o borçların da sanki kamunun borcuymuş gibi gösterilmeye çalışıldığını vurgulayarak, kimi özel kesim temsilcilerinin böylelikle kendi borçlarını kamu kesimine yüklemenin veya yansıtmanın yollarını aradıklarını ima ediyorlar.

Bütün bu yorum, vurgu ve kavram farklılıkları içinde, seçilmiş bazı göstergelere göz atarak, konuyu biraz açıklığa kavuşturmayı deneyebiliriz. Bu amaçla, Türkiye ekonomisinde Ak Parti iktidarının ilk 10 yılında yaşanan dış borç gelişmelerini önceki 10 yıldakiyle de kıyaslayabilmek için, HM VDS ve TCMB EVDS borç verilerinden yararlanarak hazırladıığım Tablo 2 ve Tablo 3’ü dikkate alabiliriz. Ayrıca, büyük olmaları nedeniyle ayrı bir blog sayfasında yer verdiğim iki kaynak tablodaki üçer aylık dış borç verilerini de Şekil 1, Şekil 2, Şekil 3 ve Şekil 4‘teki gibi grafik biçiminde (özet olarak) dikkate almamız da aşağıdaki değerlendirmeleri destekleyebilir ve böylece daha iyi anlaşılır kılabilir.

 

Tablo 2: Türkiye’nin Brüt Dış Borçlarındaki Onar Yıllık Nominal Artışlar (yüzde değişme)

T2_10arYillikNominalArtislar

Kaynak: HM VDS ve TCMB EVDSAK‘nin hesaplamaları. (İlgili kaynak veri tablosu)

 

Tablo 3: Türkiye’nin Brüt Dış Borçlarındaki Onar Yıllık Reel Artışlar (yüzde değişme)

T3_10arYillikReelArtislar

Kaynak: HM VDS, TCMB EVDS ve FREDAK‘nin hesaplamaları.

 

Şekil 1: Türkiye’nin Brüt Dış Borç Stoku (milyar $, üçer aylık veriler, 1989.I-2013.II)

S1_Dis-Borc-Stoku_1989-4_2013-2

Kaynak: HM VDS ve TCMB EVDSAK‘nin çizimleri. (İlgili kaynak veri tablosu)

 

Şekil 2: Türkiye’nin Brüt Dış Borç Stokunun Bileşimi (yüzde, üçer aylık veriler, 1989.I-2013.II)

S2_Dis-Borc-Paylari_1989-4_2013-2

Kaynak: HM VDS ve TCMB EVDS; AK‘nin çizimleri. (İlgili kaynak veri tablosu)

 

Şekil 3: Türkiye’nin Brüt ve Net Dış Borç Stokunun Gelişimi (milyar dolar, üçer aylık veriler, 1989.I-2013.II)

S3_Brut-Net-Toplam-Borc_1989-2013

Kaynak: HM VDS ve TCMB EVDSAK‘nin çizimleri.

 

Şekil 4: Türkiye’nin Seçilmiş Dış Borç Göstergeleri (yüzde, üçer aylık veriler, 1989.I-2013.II)

S4_Dıs-Borc-Oranlari

Kaynak: HM VDS ve TCMB EVDSAK‘nin çizimleri.

 

Yukarıda belirtilen kaynaklardaki farklı yorum ve eleştirileri, bu tablo ve şekillerde dikkat çeken bazı gelişme ve eğilimleri de dikkate alarak kısaca şu şekilde değerlendirebiliriz:

Yakın geçmişte, özellikle 1994 ve 2001-2002 krizleri nedeniyle dış borç bulmakta zorlanan dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükumetleri, ülkenin düşük kredibilitesi nedeniyle adeta son çare olarak IMF’ye başvurmuş ve ancak IMF’den sağlanan krediler sayesinde (ve doğal olarak, onların şart koştuğu iktisat politikası önlemlerine uymayı taahhüt ederek) krizden kurtulmayı denemiştir. Geçmişte hükümetlerin iktisat politikası tasarım ve uygulamalarındaki başarısızlık ve çözüm üretmedeki çaresizliklerinin sonucunda Türkiye’nin sık sık IMF desteğine muhtaç duruma düşmüş olması, hiçbir “dış mihrak” argümanı veya “komplo teorisi” geliştirmeye gerek bırakmayacak kadar açık ve acı bir gerçekliktir. Kasım 2002’den bu yana Türkiye’yi yöneten Ak Parti hükümetleri, 2003 yılı ikinci çeyreği itibariyle (1989-2012 dönemi için) zirveye ulaşan IMF borçlarını zaman içinde mutlak ve nispi olarak eritmeyi ve 2013 yılı itibariyle sıfırlamayı başarmıştır.

Ancak, 2003-2013 sürecinde IMF’ye olan borçlar tasfiye edilirken, Türk özel kesiminin dış borçlarındaki ciddi boyutlardaki mutlak ve nispi artış açık biçimde dikkat çekmektedir. Aynı dönemde, kamu kesiminin borçları mutlak olarak genelde artmaya devam etse de, toplam dış borçlar içinde nispi olarak (özellikle 2010-2013 döneminde) payını korumaktadır.

“Türkiye’nin dış borçları” denilince anlaşılması gereken şey, ekonomi bir bütün olduğuna göre, sadece kamu kesimininkiler değil, kamu, TCMB ve özel kesimin toplam dış borçlarıdır. Bu bakımdan, kamu kesiminin dış borçlarının sadece belirli bir bölümünü oluşturan IMF borçlarının sıfırlanmış olması, kamu kesiminin veya özel kesimin dış borçları mevcudiyetlerini sürdürdüğüne göre, sanki Türkiye’nin (toplam veya kamu kesimi) dış borçları sıfırlanmış gibi algılanmamalıdır.

Öte yandan, Türkiye’nin toplam dış borçları 1989’dan bu yana gerek brüt gerekse net olarak artarken, hem özel hem de kamusal kesimin toplam borçları içinde “kısa” vadeli borçların payı özellikle 2008 kürsel krizinden bu yana hızla yükselmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, geçmişte özel kesimin toplam dış borçları içinde kısa vadeli olan bölümün payının geçmişte (özellikle 1990’larda) bugünkünden (Haziran 2013) çok daha yüksek olduğu bir dönem olması (bkz. Şekil 4) bizi çok yanıltmamalıdır. Çünkü özel kesimin o yıllardaki toplam dış borçları mutlak düzey olarak bugünkünden çok daha düşük düzeylerdeydi.

Elbette ki, özel kesimin borcu, kamu kesiminin borcuymuş gibi kabul edilmemelidir, edilemez. Ancak, özel kesimin borçlarındaki (mutlak ve nispi olarak) aşırı artışın tehlikelerine dikkat çekenlerin asıl vurgulamak istediği (veya daha “açıkça” vurgulaması gereken) şey; eğer bir finansal/ekonomik kriz çıkacak olur ve özel kesim dış borçlarını ödeyemeyecek duruma düşerse, bunun olumsuz etkilerinin yurt içindeki (kriz öncesinde) ödeme güçlüğü yaşamayan ekonomik birimlere de yansıması ve hatta sonuçta sorunun ucunun kamu kesimine dek uzanması olasılığının büyüklüğüdür. Gerçekten de, yakın geçmişte Türkiye’de özel bankacılık kesimi dış borçlarının finansal kriz dönemlerinde hükümetlerin “kurtarma operasyonları” aracılığıyla nasıl bir anda kamu kesimine mal oluverdiği unutulmaması gereken olaylardır. Diğer bir deyişle, krizlerin yurtiçindeki sektörel “bulaşma” (sirayet) etkileri siyasetçiler ve ekonomi bürokratlarınca da küçümsenmemeli, mutlaka ciddiye alınmalıdır.

İyi eğitim almış iktisatçıların hepsinin çok iyi bildiği, ama “kısa vadeli ufka sahip” (miyop?) kimi politikacıların (ve onların “yönetimindeki” bazı ekonomi bürokratlarının) maalesef çoğu kez bilmezden geldiği bir kavram vardır: “Ponzi oyunu”. Buna göre, hiçbir ekonomik birim sonsuza dek borçalanarak varlığını ve faaliyetlerini sürdüremez; “saadet zinciri” er ya da geç kırılır. Yani, geçmişte alınmış olan borçlar bir gün mutlaka alacaklılara geri ödenmek zorundadır.

Öte yandan, ödemeler dengesi “akım” büyüklüklerden (flows) oluşur, dış borçlar ise bir “stok” değişkendir ve ödemeler dengesi ile dış borçlar arasında bütün iktisatçıların çok iyi bildiği açık ve net etkileşim kanalları mevcuttur. Yani bir bakıma, madalyonun bir yüzü akım büyüklüklerdeki (ödemeler dengesindeki) sorunlar ise, diğer yüzü stok değişkendeki (dış borçlar) sorunlardır. Başka bir deyişle, Türkiye’nin özellikle son on yıldır genelde giderek yükselen cari açıklarını finanse edebilmek için dışarıdan borçlanmakta oluşu, kamunun nispi olarak düşük seyreden dış borçlarına rağmen, özel kesimin artan borçları nedeniyle ciddi bir sorun yaratmaktadır. Bu anlamda, artan özel kesim dış borçları nedeniyle yükselen toplam dış borçların ardında adeta “gizlenmiş” durumdaki “cari açık” sorunu, 2008 yılından bu yana küresel piyasalarda ABD’nin para politikalarının bir uzantısı olarak kolay borçlanılabiliyor olması nedeniyle asla küçümsenmemelidir. Özellikle 22 Mayıs – 18 Eylül 2013 döneminde küresel finans piyasalarında FED’in artık para politikası değişikliğine gidip gitmeyeceği hususundaki uzun süreli belirsizliğin ve tedirginliğin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişen ekonomilerde (emerging economies) yarattığı (“sıcak para” çıkışları vasıtasıyla yaşanan) ciddi finansal çalkantılar unutulmamalı ve ötelenen muhtemel dış şoklara karşı mutlaka hazırlıklı olunmalıdır.

Özetle, gerçek hayatta “Ponzi oyunu” mümkün olmadığı ve açık ekonomilerde finansal ve/veya reel sektör krizleri yurt dışıyla olduğu gibi yurtiçinde de diğer ekonomik ajan ve sektörlerle güçlü bulaşma etkileşimleri içinde olabildiği için, Türkiye’de IMF’ye olan borçların tümüyle geri ödenmiş olması belki sevindiricidir, ama özel kesim borçlarındaki mutlak ve nispi artışlar da kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Bu amaçla, dış borçlar sorununun ardındaki ciddi cari açık sorununun üzerine gitmek için, 2005-2006 yıllarından bu yana yapılması gerektiği (ama gecikildiği) pek çok iktisatçı tarafından sıkça vurgulanan köklü yapısal reform ve yeni iktisat politikaları demetinin bir an önce bir bütün olarak tasarlanması ve hayata geçirilmesi, ülkenin son yıllardaki ağır(laşan) siyasi, anayasal, sosyal ve kültürel gündem ve tartışmalarına ve yaklaşan yerel ve genel seçimlere rağmen şarttır.

 

İlk Taslak: 2013.05.17, 00:22 (Paris)
Son Güncelleştirme: 2013.10.01, 22:59 (Paris)

YAZIYLA İLGİLİ BAZI EK OKUMA ÖNERİLERİ:

17 Mayıs 2013’te hazırladığım bu yazıyı 20 Eylül 2013 sabahı gözden geçirip bu blogda yayınladıktan sonra, gün içinde internette bazı başka ilginç ve ilgili yorum, yazı ve söyleşilere de rastladım. Yukarıdaki değerlendirmelerime ek olarak şu bağlantılardaki güncel yazıların da okunmasının, konuyla ilgilenenler için çok yararlı olacağını düşünüyorum:

Print Friendly

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *