İktisat Alanında Tez Konusu ve Kaynak Arayanlar İçin Bazı İpuçları

Hangi alanda olursa olsun, iyi bir yüksek lisans (master) veya doktora tezi (thesis/dissertation); sınanmak üzere formüle edilen bir hipotezden yola çıkılarak o konu, sorun veya soruyla/sorularla ilgili uluslararası (ve ulusal) literatürün incelenmesi, temel hipotezin (konu uygunsa/gerektiriyorsa “ampirik” olarak) sınanması ve sonuçların (alan uygunsa, politika çıkarımlarının) tartışılmasından ibarettir. Dolayısıyla; bir akademik veya uzmanlık tezinin (hipotezinin) saptanıp tasarlanması, yapısının kurgulanması, ilgili ön hazırlıklar ve planların yapılması, potansiyel tez danışman(lar)ıyla görüşmeler, literatür taraması, yazımı, son düzeltmeler ve nihayet jüri önünde savunulması aşamaları birbirleriyle alakalı, zaman alıcı, (danışmanın ve adayın potansiyeli, ilgisi ve kalitesine göre çoğu kez oldukça) iniş çıkışlı, yorucu ve bir o kadar da zevkli bir süreç oluşturur. Ben bu kısa notta; tez hazırlama sürecinin iyi/uygun bir danışman bulunması ve tezin fiilen yazılması ile ilgili yönlerini dışarıda bırakarak, tavsiyelerimi daha çok cazip/uygun bir tez konusu araştırılıp bulunması ve belirlenen konuyla ilgili kaynak araştırması yapılması ile sınırlı tutuyorum.

Tezde başarı için, deskriptiflikten uzak, sadece ulusal değil, uluslararası düzeyde olabildiğince özgün/yeni bir katkı üretebilmeyi hedeflemek büyük önem taşır. Bunu biraz açalım. Bir master tezinin başarısı için özellikle “iyi bir literatür taraması” yapabilmek ve incelenen konu hakkındaki literatürdeki yoğunluk ve boşlukları başarıyla yakalayıp bunları tezde iyi, anlaşılır biçimde özetleyebimek hayati önem taşır. Bir doktora tezinde ise, bunun ötesine geçip, literatürde var olduğu belirlenen boşlukları (kendini ulusal literatürle sınırlamayıp) uluslararası düzeyde bir katkıyla doldurmayı hedeflemek hayati önem taşır.

Master, doktora veya uzmanlık tezi yazacak olanlar için işin en başındaki en önemli sorun; güncel öneme sahip, ilginç ve üzerinde çalışılmaya değer bir tez konusu bulabilmektir. Bir o kadar önemli diğer faktör de, o konuda size danışmanlık yapmayı isteyecek, bunun için size ileride yeterli vakti ayıracak/ayırabilecek ve konuyla ilgili yeterli temel bilgi ve deneyime sahip bir tez danışmanı bulabilmektir. Bu bakımdan, işe başlarken tezin taslağını çıkartıp temel hipotezi formüle etmeye çalışırken potansiyel/müstakbel bir danışmanın destek, öneri ve uyarılarını almak çok yararlı ve önemlidir. Başka bir deyişle, tez yazarken danışmanlık hizmetinden fiilen yararlanılacak öğretim üyesinin görüş ve yönlendirmeleri, dünyadaki diğer bütün öğretim üyelerinin görüş ve yönlendirmelerinden (bu blogdaki okuduğunuz tavsiyeler de dahil!) çok daha önemlidir.

İktisat öğrencileri için tez konusu ararken ve literatür taraması yaparken şu iki yazımdaki kaynak ve bağlantılardan yararlanılabilir:

Bu kaynaklar arasında özellikle “EconPapers“ın önemi oldukça büyüktür. Seçilecek konuda daha önceden yazılmış yeterince kaynak olup olmadığı EconPapers’ta yapılacak araştırmalarla kolaylıkla anlaşılır. Diğer önemli arşiv ve veri bankaları için yukarıdaki ilk linke bakabilirsiniz.

Tezinde ampirik bir sınama yapacak olanlar ise, ayrıca, şu iki sayfadaki kaynaklardan yararlanabilirler:
Sonuç olarak, üzerinde çalışacağınız konunun kendisinden çok, tez çalışmanızın size daha iyi iktisatçı olabilmeyi öğretip öğretmediği daha önemlidir. Çünkü, tez konunuz bir gün “eskise bile”, iyi bir danışmanın yönetiminde ilgili (önemli ve güncel) iktisadi analiz tekniklerinin ve kullanımlarının öğrenilmiş olmasıdır geriye kalacak olan. Tez konusunun ise, size geçici de olsa o alanda olabildiğince uzun bir süre (ulusal ve/veya) uluslararası düzeyde bir tür “monopol” (otorite/uzman) gücü sağlaması elbette büyük bir avantaj olacaktır.
.
İlk Yayınlanma Tarihi: 2015.02.27, 13:44, Paris
Son Güncelleştirme: 2015.02.27, 14:17, Paris

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?

ITD-201307-08_33-34

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Temmuz-Ağustos 2013 sayısında (Sayı 33-34, s. 7-17) çıktı. Makaleye buraya tıklayarak pdf formatında ulaşabilirsiniz.

Bu makale, daha önce Prof. Dr. Dani Rodrik ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Twitter ortamında yaşanan bir tartışmayla ilgili olarak bu günlükte “İktisat öğrencileri için Rodrik-Şimşek tartışmasını (15-19 Haziran 2013) izleme ve anlama kılavuzu” başlığıyla yayınladığım yazının gözden geçirilip kısmen güncelleştirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Yayınlanan makalede, günlük yazısındakinden farklı olarak 2002-2012 dönemine ilişkin bazı iktisadi büyüme hesaplamalarına da yer verdim ve bunları tartışmanın taraflarının argümanlarıyla ilişkilendirdim. Bu sayede, tartışmanın anlaşılırlığının biraz daha arttığını ümit ediyorum.

İTD’nin aynı sayısında, ayrıca, bu konuyla ilgili başka üç makale daha yayınlanmış:

Dergiyi bir bütün olarak edinmek isterseniz, buraya veya buraya tıklayarak İTD’yi bulabileceğiniz yerlerin bir listesine ulaşabilirsiniz. Eğer derginin eski sayılarına da ulaşmak istiyorsanız, belki internetten topluca sipariş vermeyi düşünebilirsiniz: İdefix, D&R, Kitap Yurdu, vb. veya Efil Yayınevi. (Ankara’da yaşayanlar, derginin son sayısına en kolay Kızılay’daki Dost Kitabevi’nden ulaşabilirler.)

İTD’nin son sayısında kapak konusu olan “Milli Gelir Tartışmaları” hakkında ek okuma yapmak istiyorsanız, size şu söyleşiyi de okumanızı önerebilirim:

Son olarak, eğer yukarıda sözünü ettiğim makalemi okursanız/okuduysanız, sonra buraya tıklayarak bir de bağlantıdaki interaktif grafiği incelemenizi öneririm. Bu grafikte, 1980’den 2011’e doğru Türkiye ekonomisinin nominal ve reel terimlerle büyüme performansları uluslararası bir çerçevede birbirleriyle kıyaslanıyor.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.07.16, 22:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.06.15, 18:49 (Paris)

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler

ITD-201305-06_31-32

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Mayıs-Haziran 2013 sayısında (Sayı 31-32, s. 19-24) çıktı.

Daha önce, İTD’nin bu sayısını edinip makalemi okuduysanız, konuyla ilgili ek kaynak ve tartışmalar için, bu günlükte daha önce “İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum” başlığıyla yayınlanan yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.05.27, 10:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.07.16, 21:00 (Paris)

Bir Literatür Notu: “Türkiye’de Gelir Dağılımı” (veya “Eşitsizlik”)

Türkiye ekonomisinin son yıllarda (özellikle son 10 yılda) büyüyüp büyümediği, büyüdüyse ne ölçüde büyüdüğü sıkça tartışılıyor. Fakat az ya da çok büyüyen bu “pasta“nın ekonomik aktörler arasındaki paylaşımı ve bunun zaman içindeki değişimi hakkında güvenilir veri bulmak da, yapılmış (güncel) akademik araştırma bulmak da bir hayli zor. Bu konudaki ilgisizliği, isteksizliği veya cesaretsizliği (?) biraz olsun azaltmak için, dün bildiğim bazı veri kaynağı ve araştırmaları (özellikle kendisine tez konusu arayan genç) iktisatçılara faydası dokunabileceği umuduyla Twitter‘da paylaştım. Söz konusu tweet’lerin bir özetini ve biçimsel olarak biraz sadeleştirilmiş halini aşağıda sunuyorum:

  1. TÜİK Gelir Dağılımı Verileri: 2011, 2010, 2009, …

  2. TÜİK Gelir Dağılımı (income distribution, Turkey): 2008, 2006-2007, 2005.

  3. TÜİK Gelir Dağılımı (MS Excel için): “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 

  4. Official INCOME DISTRIBUTION DATA for TURKEY (2006-11): Under “Income and Living Conditions Survey (CC: @BrankoMilan

  5. H. H. Özkoç, Ö. Kiren Gürler & Ş. Üçdoruk (2011):Decomposition of Income Inequality in Turkey#Türkiye #Eşitsizlik

Bu kısa literatür notunu tamamlarken, şu üç noktayı özellikle belirtmem lazım:
  • Yukarıdaki bağlantılardaki veri ve kaynaklar, “Türkiyede eşitsizlik” konusundaki veri kaynağı ve araştırmaların “tamamı” ve/veya ille de “en iyileri” veya “en önemlileri” olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, varlığından haberdar olduğum, ancak vakit darlığı veya elektronik kopyalarının internette (hiç veya henüz) bulunmaması nedeniyle yukarıdaki listeye almadığım çok sayıda başka yayın da var aslında. Bu konuda ciddi bir araştırma yapmak veya tez yazmak isteyenlere, çok daha iyi bir literatür araştırması yapabilmek için benim şu yazımdaki tavsiyelerimi okumalarını öneririm: “İktisatla İlgili Makale ve Kitapları İnternette Nerede Aramalı?
  • Türkiye’de gelir dağılımı konusunda araştırma (veya sadece okuma) yapmak istiyorsanız, mutlaka bu konunun yakın etkileşim içinde olduğu “iktisadi büyüme” (economic growth) ve “yoksulluk” (poverty) alanlarına da (gerektiği ölçüde) girmekten kaçınmayınız.
  • Son olarak; gelir dağılımı (income distribution) veya eşitsizlik (inequality) konusunda araştırma veya okuma yapacaksanız, lütfen “eşitlik” ile “adalet” kavramlarını birbiriyle karıştırmayınız. Bunu bu noktada niye belirttiğimi, eğer “İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum” başlıklı yazımı da okuyabilirseniz, daha iyi anlarsınız.

Eğer bu notu okuduktan sonra (veya: okuduğunuz “için”?) ileride bir gün “Türkiye’de gelir dağılımı” konusunda bir akademik tez, makale veya kitap yazacak olursanız, bu konuda bilgilendirmeniz beni sevindirecektir. 🙂 Çalışmanızı memnuniyetle okumak isterim.

 

Konuyla İlgili ve Önemli Bazı Bağlantılar:

 

 Bu Yazının İlk Yayın Tarihi: 2013.06.22, 04:29 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.06.22, 05:13 (Paris)

İktisat Öğrencileri İçin Rodrik-Şimşek Tartışmasını (15-20 Haziran 2013) İzleme ve Anlama Kılavuzu

 

NOT: Eğer aşağıdaki yazının daha güncel, geniş ve pdf formatındaki versiyonunu okumak isterseniz, “Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012′de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı başka bir günlük yazımda belirtilen bağlantıyı (pdf) kullanabilirsiniz.

Her şey bir bakıma, 28 Mayıs 2013’te İstanbul’daki “Gezi Parkı protestoları” Türkiye’nin geneline yayılarak hâlâ sürmekteyken, 8 Haziran 2013 tarihli The Economist dergisinde kapak konusu olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın protestolarla ilgili politik yaklaşımlarının demokratik olup olmadığının seçilmiş olması ve o sayıda yer alan Türkiye ile ilgili makalelerden birinde belirtilen bir ekonomik verinin sonradan dergi yönetimi tarafından “düzeltilmesi” ile başladı:

 

Şekil 1: 8 Haziran 2013 Tarihli The Economist Dergisinin Kapağı

The Economist (European edition: 2013.06.08)

 

Kaynak

 

The Economist’te çıkan “Yeni genç Türkler” başlıklı makale ile ilgili düzeltme, 14 Haziran 2013’te duyurulup yazının internet versiyonunun sonuna şu şekilde bir not olarak eklendi:

“Turkey’s GDP per person had tripled in the past ten years. This was true only in nominal terms. In real terms, GDP per person has risen by just 43%. Sorry. This was corrected on June 14th 2013.” (Kaynak/Twitter)

Yani Dergi, Türkiye’de son 10 yılda üçe katlandığını belirttiği “kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla”nın (GSYİH; gross domestic product, GDP) aslında reel (sabit fiyatlarla) değil, nominal (cari fiyatlarla) kişi başına GSYİH olduğunu açıklama ve aynı değişkendeki reel artışın yüzde 43 ile sınırlı olduğunu belirtme ihtiyacı duymuştu. Twitter’daki bir yazışmaya göre, The Economist‘in bu düzeltmesinin, aslında Prof Dr. Vefa Tarhan‘ın söz konusu makalenin ilk haliyle ilgili bir yorumu üzerine yapıldığı anlaşılıyordu.

The Economist‘in söz konusu düzeltmesi, bir gün sonra, yani 15.6.2013’te (13:09) Harvard Üniversitesi’nden Prof Dr. Dani Rodrik‘in (IAS) şu tweet’ine konu oldu:

 

20130615-1309_Rodrik

 

İşte Rodrik’in bu mesajından sonra, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, The Economist‘in düzeltmesini (özetle) doğru bulmadığını belirtmesi üzerine, bugün artık pek çok kişinin haberdar olduğu aşağıdaki şu yazışma/tartışma ortaya çıktı:

 

20130615-1309a_Rodrik-Sımsek
20130615-1309b_Rodrik-Sımsek
20130615-1309c_Rodrik-Sımsek
20130615-1309d_Rodrik-Sımsek
Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3, Twitter 4 (2013.06.15)

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanı ile dünyaca ünlü bir Türk iktisat profesörü arasında internet ortamında herkese açık bir biçimde yaşanan bu sert tartışma, doğal olarak (sosyal) medyada geniş yankı buldu. Bakan Mehmet Şimşek, daha sonra, 19.6.2013 Çarşamba günü Uğur Gürses’in (2013.06.18) ve Ege Cansen’in (2013.06.19) Rodrik’i destekleyen eleştirel birer yazısı üzerine tartışmayı tekrar (fakat bu sefer büyük ölçüde tek yanlı biçimde) canlandırdı:

(Lütfen yazışmayı aşağıdan yukarı doğru, yani zaman sırasına göre okuyunuz):

 

20130619a-Sımsek
20130619b-Sımsek
20130619c-Sımsek

Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3 (2013.06.19, 10:50-11:54)

 

Aslına bakarsanız, Türkiye ekonomisinin 2002’den bu yana “mucizevi bir büyüme performansı” sergilediğine ilişkin yurt içi ve dışındaki yaygın kanaat (birkaç örnek: 2012.10.162012.09.11) hakkındaki kuşkular ve eleştiriler, pek de yeni sayılmaz. Çeşitli iktisatçılar ve ekonomi köşe yazarları bu konudaki itirazlarını zaten uzunca bir süredir dile getiriyorlardı ve Rodrik-Şimşek tartışmasından sonra da açıklamaya devam ediyorlar. Son dönemdeki eleştirel yaklaşımlara örnek olarak Selim Somçağ (2010.09.12), Erinç Yeldan (2011.04.062013.03.27, 2013.06.12), Vefa Tarhan (2012.08.21), Ege Cansen (2013.06.08), Fatih Özatay (2012.02.18, 2013.06.20), Dani Rodrik (2013.06.20) ve Emre Deliveli’nin (2013.06.21) bağlantılarını verdiğim yazılarını okuyabilirsiniz.

Dani Rodrik ile Mehmet Şimşek arasında ortaya çıkan hararetli tartışma, iktisatçı olmayanların kafasını karıştırabilecek nitelikte ve canlılığını hâlâ koruyor. Hürriyet Gazetesi’nden Barış Balcı 20.06.2013’te bu konuda bir haber yazısı (internet/gazete) hazırladı. Fakat bazı kişilerin (iktisat öğrencileri dahil) kafası (sanıyorum) hâlâ biraz karışık durumda. Bu nedenle, konunun daha rahat anlaşılabilmesi ve takip edilebilmesi için mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bazı hususları aşağıdaki gibi iki başlık altında özetlemek istiyorum.

Eğer tartışmada kimin (daha) haklı olduğu konusundaki açıklama ve kanaatime bir an önce ulaşmak için sabırsızlanıyorsanız, birinci bölümdeki açıklamayı atlayıp doğrudan doğruya ikinci bölüme de geçebilirsiniz. (Ama eğer henüz bir iktisat öğrencisiyseniz, mutlaka daha sonra geri dönüp uygun bir vaktinizde birinci bölümü de okumanızı tavsiye ederim.)

 

1. Uzun-Kısa Vadeli Büyüme Arasındaki Fark

 

Rodrik ile Şimşek arasındaki tartışmanın üzerine kurulu olduğu “büyüme” kavramının asla gözden kaçırılmaması gereken bir özelliği var. Önce o konuya değinelim, ki böylece söz konusu tartışma da daha iyi anlaşılabilsin ve değerlendirilebilsin.

İktisat öğrencilerinin, üniversitelerde “İktisadi Büyüme” (Economic Growth) veya “Büyüme Teorileri” gibi adlarla verilmekte olan derslerde karşılaştıkları “büyüme”, “uzun vadeli büyüme”dir (long run growth); yani yine temel makroiktisadi konular arasında yer alan “kısa vadeli büyüme” (short run growth) kavramından ve para ve maliye politikalarının reel hasıla üzerindeki etkililiği tartışmasından oldukça farklıdır.

Adam Smith, David Ricardo, Karl Marx, Roy F. Harrod, Evsey Domar, Robert M. Solow, Paul Romer ve Robert E. Lucas gibi çeşitli iktisatçıların geliştirdikleri büyüme modellerinde büyümenin temel belirleyicileri olarak kurumlar, teknolojik gelişme, beşeri sermaye, fizikî sermaye, (vasıfsız) işgücü ve girişimci gibi çeşitli üretim faktörleri ele alınır. Zaten bütün bu belirleyicilerin miktar ve/veya kaliteleri ancak uzun dönemde artırılabileceği/yükseltilebileceği için bu modeller “uzun vadeli” büyüme modelleri olarak kabul edilir. (Belki kaba bir yaklaşımla, bunu, bir firmanın üretim ölçeğinin/kapasitesinin ancak uzun vadede genişletilebilir olmasına benzetebiliriz.) Oysa kısa vadeli iktisadi büyümeyi, kısa dönemde genelde toplam talep unsurlarının (özel tüketim ve yatırım harcamaları ile kamu harcamaları gibi) belirlediği kabul edilir. (Yine çok kaba bir yaklaşımla, bir ülkeyi bir firmaya benzetecek olursak, firmanın mevcut üretim ölçeğinin güncel kullanım derecesindeki (talep kökenli) artışları, kısa vadeli büyüme olarak kabul edebiliriz.)

Teorik olarak yaklaşıldığında, bir ekonominin kısa ve uzun vadeli büyümesini birbirinden ayrıştırmak pek de sorun oluşturmaz. Örneğin bir ülkenin üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin sabit olduğunu (yani belirleyicilerinin miktar ve kalitesinin veri olması anlamında o ekonomide hiç uzun vadeli büyüme gerçekleşmediğini) ve fakat ekonomide tam ve/veya etkili çalışma durumu olmadığını (ilgili eğriler üzerinde olmadığımız için “eksik istihdam dengesi”nde bulunduğumuzu) varsayarak, özellikle toplam talebi artırıcı politikalar sayesinde ekonominin ne ölçüde bu eğrilerin ima ettiği tam istihdam üretim düzeyine doğru itilebileceğini araştırırsak, bu bir kısa vadeli büyüme analizi olur. Tersine, aynı ekonomide tam ve etkili istihdam koşullarının sağlanmış olduğunu (yani üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin üzerindeki bir noktada bulunduğumuzu) varsayarsak, analizimiz uzun vadeli büyüme analizi niteliğine bürünür. Çünkü artık, o üzerinde bulunduğumuz üretim olanakları veya uzun dönem toplam arz eğrisinin kendisini bir bütün olarak dışarı/ileri kaydırabilecek temel faktörler (kurumlar ve teknoloji gibi) ve ilgili iktisat politikaları üzerinde duruyoruz demektir.

Uygulamada ise, bir ülkenin belirli bir yıldaki kişi başına reel gelir düzeyinin belirli bir dönemdeki (genelde bir önceki yıla göre) artışından söz edildiğinde, burada kast edilen büyüme, teorik anlamda kısa vadeli ve/veya uzun vadeli büyümenin belirleyicileri tarafından yaratılıyor olabilir. İşte Rodrik-Şimşek tartışmasında üzerinde konuşulan büyüme meselesi, bir yandan kısa vadeli, diğer yandan da uzun vadeli bir niteliğe sahiptir. Tartışmada taraflarca karşı karşıya koyulan argümanların haklılığı üzerinde düşünürken aslında sonucu etkilemeyecek olsa da, (genelde derslerde açıklanması ihmal edilen) bu hususun da mutlaka akılda tutulmasının (özellikle iktisat öğrencileri açısından) çok yararlı olacağını düşünüyorum.

 

2. Tartışmada Kim Haklı? Niçin Haklı? Ne Ölçüde Haklı?

 

Cari fiyatlarla (yani nominal veya parasal) GSYİH’daki artışlar, hem “fiyat” hem de “üretim miktarı” artışlarının etkisini içerir. Yani nominal (veya parasal) GSYİH bir “değer” ölçüsü olduğu ve genel kural olarak “değer = fiyat × miktar” olduğu için, (i) bir ülkenin GSYİH’sındaki mutlak düzey veya kişi başına terimler cinsinden artışların “zaman içindeki” seyrini veya (ii) belirli bir zaman noktasında veya zaman içinde “başka ülkelerinkine göre” nispi durumunu/gelişimini değerlendirebilmek amacıyla, ülkelerin cari fiyatlarla GSYİH artışlarının mutlaka ilgili ülkelerdeki fiyat düzeylerinin artışlarının etkisinden arındırılması (“deflate” edilmesi) gerekir. Zaman içinde belirli bir ülkede veya belirli bir an veya dönemde başka ülkelerdekine göre düzeyi veya artışları kıyaslanacak olan şey “miktar = değer / fiyat” büyüklükleri olmalıdır, “değer”ler değil. Böylelikle, o ülkede/ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin toplam parasal (nominal) değerlerindeki değişmeler yerine, miktar değişmelerini dikkate alarak, ilgili ülke(ler)deki gerçek “refah” (veya “zenginlik”) düzeyi veya onun artışlarını ölçmüş oluruz.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse, tek kişilik ve tek mal üretilen (diyelim ki “elma”) ve nüfus artışı olmayan bir hayalî ekonomide, o kişi, varsayalım ki son 10 yıl içinde refahında meydana gelen değişmeyi ölçmek istiyorsa, o dönemde ürettiği elmaların parasal değerindeki artışa değil, ürettiği elmaların fizikî miktarındaki artışa bakar, bakmalıdır. (Bkz. bir tablo yardımıyla başka bir basit sayısal örnek.)

Öte yandan, dünyadaki ülkelerin kişi başına reel (yani sabit fiyatlarla) GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılması gerektiğinde, ulusal paralardan ortak bir para birimine (döviz kurları kullanılarak) dönüştürme ve uygun ulusal fiyat endekslerinin kullanılması gibi ayrıntılı ve karşılaştırılabilir nitelikte geniş bir veri setine ihtiyaç doğmaktadır. Bu bakımdan, ülkelerin GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi amacıyla, Dünya Bankası ve IMF’nin yanı sıra, Pennsylvania Üniversitesi “Uluslararası Üretim, Gelir ve Fiyat Karşılaştırmaları Merkezi” (Penn World Table, PWT) gibi bazı kurum ve kuruluşlar tarafından kapsamlı uluslararası karşılaştırma programları ve özel veri-bankası oluşturma projeleri geliştirilmiştir. PWT bunların en eski ve en yaygın kullanılanlarındandır.

Bakan Şimşek’in çoğu yukarıda toplu olarak sunulan tweet’lerinde yer yer belirttiği veya ima ettiği şekliyle “nominal” GSYİH veya “nominal” milli gelirin iktisattaki kullanımlarına ise, örneğin G20 ülkelerinin bir bütün olarak küresel ekonomi içinde belirli bir zaman noktasında (mesela 2012’de) tuttukları payın büyüklüğü (göreli önemi) hakkında bir fikir vermek (örnek için bkz.: Tablo 4, s. 33) veya AB ülkelerinin oluşturduğu toplam pazar içinde belirli bir ülkenin payının büyüklüğünün ne kadar olduğunu irdelemek için (bkz. örnek) başvurulabilir. Ama belirli bir ülkenin refahını başka ülkelerinkiyle kıyaslarken veya o ülkede zaman içinde gerçekleşen gerçek refah artışını araştırırken, (kişi başına terimler cinsinden) reel (sabit fiyatlarla) GSYİH verileri dikkate alınır. Çünkü ülkeler arasında satın alma gücü farklılıkları olabilir.

Rodrik-Şimşek tartışmasında sözü edilen hususlarla ilgili olarak buraya dek anlattıklarımı genel bir çerçeve içindeki yerlerine yerleştirebilmek için aşağıdaki gibi bir genel tablodan yararlanmamız artık çok yararlı ve uygun olabilir:

 

Tablo 1: Mutlak veya Kişi Başına Terimler Cinsinden Reel veya Nominal GSYİH’nın İktisattaki Kullanım Yerleri Hakkında Bazı Genel Gözlemler

Sabit Fiyatlarla (reel) GSYİH Cari Fiyatlarla (Nominal) GSYİH
Toplam GSYİH Düzey Belirli bir yıla veya döneme ait reel (toplam) GSYİH düzeyi verileri tek başına pek anlam ifade etmez. Bir ülkenin belirli bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ya aynı ülkenin başka bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ile, ya da belirli bir ülkede belirli bir dönemde reel GSYİH’da meydana gelen artış aynı dönemde başka bir ülkenin reel GSYİH’sında meydana gelen artışla kıyaslanarak “(göreli) büyüme performansı” analizinde kullanılabilir. Bir ülke ekonomisinin belirli bir andaki piyasa büyüklüğünü ölçmek ve/veya başka ülkelerdeki (veya AB / G20 gibi bir ülke grubundaki) ile kıyaslamak için kullanılabilir. Sınırlı kullanımı olan cari fiyatlarla GSYİH verilerinin uygulamadaki iki kullanım örneği için Tablo 4 (s. 33) ve/veya Şekil 1’e bakılabilir. Bakan Şimşek, 2013.06.15 tarihli bir tweet’inde Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sının düzeyinin 2002’den sonraki 10 yılda 3.5 kat arttığını belirtirken, bu tür bir kullanmı tercih etmektedir.
Büyüme Oranı Belirli bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin üretim miktarlarındaki artış oranlarının zaman içindeki veya başka ülke(ler)dekine göre gelişimini analiz ederken kullanılır. Yıllık veya üçer aylık veriler itibariyle hesaplanabilir. Nominal fiyatlarla GSYİH artışları ulusal veya uluslararası büyüme performansı analizlerinde genelde kullanılmaz. Çünkü nominal veriler hem fiyat hem de miktar etkilerini içerdiği için, bunlardaki artış oranları da iktisadi olarak yorumlamak açısından kullanışsız ve hatta anlamsızdır.
Kişi Başına Terimler Cinsinden GSYİH Düzey Belirli bir ülke ve dönem için veya belirli bir yıl veya dönem için, ama uluslararası karşılaştırma amacıyla yaygın biçimde kullanılır. Genelde uluslararası refah düzeyi farklılıklarının veya bir ülke için ulusal refah düzeyi değişimlerinin analizinde dikkate alınır. Özel bir amacınız yoksa veya daha uygun ve güvenilir verilere erişimde sorun yoksa (!) genelde kullanılmaz. Çünkü, ülkeler arasında yapılacak uluslararası kişi başına GSYİH karşılaştırmalarında nominal verilerin kullanılması, ticarete konu olmayan (non-tradable) malların gelişmiş ekonomilerde gelişmekte olan ülkelerdekine göre genelde daha pahalı olması nedeniyle karşılaştırmaları gelişmiş ülkeler lehine bozar. Zaten bu gibi gerekçelerle geçmişte PWT ve “Uluslararası Karşılaştırma Programı” gibi girişimler ortaya çıkmıştır. Bu konudaki basit bir ders kitabı anlatımı için, Sachs ve Larrain’in Macroeconomics in the Global Economy adlı kitabındaki ilgili anlatıma (1993: s. 677-680) başvurulabilir. Sonuç olarak doğru olan şey, nominal değil reel kişi başına terimler cinsinden GSYİH analizi yapılmasıdır. Bakınız: soldaki kutucuk.
Büyüme Oranı Kişi başına terimler cinsinden reel GSYİH düzeylerinin kullanımı kadar yaygın olmasa da, büyüme oranları cinsinden reel GSYİH da ulusal veya uluslararası refah değişimi/farklılığı analizlerinde bazen kullanılır. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen %43’lük artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır. Özel bir amacınız yoksa genelde kullanılmaz. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen üç katlık artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır; fakat bu blog notunda da belirtildiği gibi, iktisadi açıdan pek anlamlı değildir. (Lütfen bir üstteki ve/veya soldaki kutucuktaki açıklamaya da bakınız.)

Kaynak: AK.

 

Sonuç olarak, Rodrik-Şimşek tartışmasında, Bakan Mehmet Şimşek’in konuya genelde bir “iktisatçı” gibi yaklaşmaktan çok bir “siyasetçi” gibi yaklaşmayı tercih ettiği söylenebilir. Evet, gerçekten de Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sı ve dolar cinsinden kişi başına nominal milli geliri 2002’den bu yana ciddi biçimde artmıştır. Bunun, siyaseten ve uluslararası diplomasi ilişkileri açısından (örneğin G20 bağlamında) belki bir önemi olabilir, ama “iktisadi” açıdan (özellikle vatandaşlar açısından) pek bir dolaysız önemi ve anlamı yoktur. Çünkü, nominal GSYİH’daki düzey cinsinden 3.5 katına, kişi başına terimler cinsinden ise 3 katına çıkışların ikisi de, hem “miktar” hem de “fiyat” artışlarının etkisini içermektedir. Oysa, bireyler açısından asıl önemli olan bu “değer” artışları değil, “gerçekten tüketebilecekleri” mal ve hizmet “miktarının”(kişi başına) artmış olmasıdır. Yani bireyler refahlarındaki değişikliği “miktar” değişmelerine bakarak değerlendirirler, “değer” değişmelerine bakarak değil. Benzer durum, uluslararası kıyaslamalarda da geçerlidir.

Eğer daha önce yukarıdaki birinci bölümü okumadıysanız, şimdi lütfen geri dönüp bir de o bölümü okuyunuz. Bakalım siz de, birinci bölümü de okuduktan sonra, Türkiye’de 2002-2012 döneminde yaşanan (kişi başına) “reel” büyümenin ne kadarının kısa, ne kadarının ise uzun vadeli büyüme niteliğinde olduğunu merak etmeye başlayacak mısınız?

 

İlgili ve Okunması Yararlı Bazı Haber, Yazı ve Bağlantılar:

 

 Bu Yazının İlk Yayın Tarihi: 2013.06.19, 23:05 (Paris)
Son Güncelleme: 2013.07.29, 11:59 (Paris)