İktisat Alanında Tez Konusu ve Kaynak Arayanlar İçin Bazı İpuçları

Hangi alanda olursa olsun, iyi bir yüksek lisans (master) veya doktora tezi (thesis/dissertation); sınanmak üzere formüle edilen bir hipotezden yola çıkılarak o konu, sorun veya soruyla/sorularla ilgili uluslararası (ve ulusal) literatürün incelenmesi, temel hipotezin (konu uygunsa/gerektiriyorsa “ampirik” olarak) sınanması ve sonuçların (alan uygunsa, politika çıkarımlarının) tartışılmasından ibarettir. Dolayısıyla; bir akademik veya uzmanlık tezinin (hipotezinin) saptanıp tasarlanması, yapısının kurgulanması, ilgili ön hazırlıklar ve planların yapılması, potansiyel tez danışman(lar)ıyla görüşmeler, literatür taraması, yazımı, son düzeltmeler ve nihayet jüri önünde savunulması aşamaları birbirleriyle alakalı, zaman alıcı, (danışmanın ve adayın potansiyeli, ilgisi ve kalitesine göre çoğu kez oldukça) iniş çıkışlı, yorucu ve bir o kadar da zevkli bir süreç oluşturur. Ben bu kısa notta; tez hazırlama sürecinin iyi/uygun bir danışman bulunması ve tezin fiilen yazılması ile ilgili yönlerini dışarıda bırakarak, tavsiyelerimi daha çok cazip/uygun bir tez konusu araştırılıp bulunması ve belirlenen konuyla ilgili kaynak araştırması yapılması ile sınırlı tutuyorum.

Tezde başarı için, deskriptiflikten uzak, sadece ulusal değil, uluslararası düzeyde olabildiğince özgün/yeni bir katkı üretebilmeyi hedeflemek büyük önem taşır. Bunu biraz açalım. Bir master tezinin başarısı için özellikle “iyi bir literatür taraması” yapabilmek ve incelenen konu hakkındaki literatürdeki yoğunluk ve boşlukları başarıyla yakalayıp bunları tezde iyi, anlaşılır biçimde özetleyebimek hayati önem taşır. Bir doktora tezinde ise, bunun ötesine geçip, literatürde var olduğu belirlenen boşlukları (kendini ulusal literatürle sınırlamayıp) uluslararası düzeyde bir katkıyla doldurmayı hedeflemek hayati önem taşır.

Master, doktora veya uzmanlık tezi yazacak olanlar için işin en başındaki en önemli sorun; güncel öneme sahip, ilginç ve üzerinde çalışılmaya değer bir tez konusu bulabilmektir. Bir o kadar önemli diğer faktör de, o konuda size danışmanlık yapmayı isteyecek, bunun için size ileride yeterli vakti ayıracak/ayırabilecek ve konuyla ilgili yeterli temel bilgi ve deneyime sahip bir tez danışmanı bulabilmektir. Bu bakımdan, işe başlarken tezin taslağını çıkartıp temel hipotezi formüle etmeye çalışırken potansiyel/müstakbel bir danışmanın destek, öneri ve uyarılarını almak çok yararlı ve önemlidir. Başka bir deyişle, tez yazarken danışmanlık hizmetinden fiilen yararlanılacak öğretim üyesinin görüş ve yönlendirmeleri, dünyadaki diğer bütün öğretim üyelerinin görüş ve yönlendirmelerinden (bu blogdaki okuduğunuz tavsiyeler de dahil!) çok daha önemlidir.

İktisat öğrencileri için tez konusu ararken ve literatür taraması yaparken şu iki yazımdaki kaynak ve bağlantılardan yararlanılabilir:

Bu kaynaklar arasında özellikle “EconPapers“ın önemi oldukça büyüktür. Seçilecek konuda daha önceden yazılmış yeterince kaynak olup olmadığı EconPapers’ta yapılacak araştırmalarla kolaylıkla anlaşılır. Diğer önemli arşiv ve veri bankaları için yukarıdaki ilk linke bakabilirsiniz.

Tezinde ampirik bir sınama yapacak olanlar ise, ayrıca, şu iki sayfadaki kaynaklardan yararlanabilirler:
Sonuç olarak, üzerinde çalışacağınız konunun kendisinden çok, tez çalışmanızın size daha iyi iktisatçı olabilmeyi öğretip öğretmediği daha önemlidir. Çünkü, tez konunuz bir gün “eskise bile”, iyi bir danışmanın yönetiminde ilgili (önemli ve güncel) iktisadi analiz tekniklerinin ve kullanımlarının öğrenilmiş olmasıdır geriye kalacak olan. Tez konusunun ise, size geçici de olsa o alanda olabildiğince uzun bir süre (ulusal ve/veya) uluslararası düzeyde bir tür “monopol” (otorite/uzman) gücü sağlaması elbette büyük bir avantaj olacaktır.
.
İlk Yayınlanma Tarihi: 2015.02.27, 13:44, Paris
Son Güncelleştirme: 2015.02.27, 14:17, Paris

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler

ITD-201305-06_31-32

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Mayıs-Haziran 2013 sayısında (Sayı 31-32, s. 19-24) çıktı.

Daha önce, İTD’nin bu sayısını edinip makalemi okuduysanız, konuyla ilgili ek kaynak ve tartışmalar için, bu günlükte daha önce “İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum” başlığıyla yayınlanan yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.05.27, 10:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.07.16, 21:00 (Paris)

Bazı Akademik Araştırma Merkezlerinin ve Think-Tank’lerin “Periyodik Bültenleri” Hakkında

Son yıllarda, üniversitelere bağlı bazı “araştırma ve uygulama merkezleri”nin (AUM’lerin) ve sayıları hızla artan “stratejik düşünce üretim merkezleri”nin (think-tank) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yeni bir veri yayınlanır yayınlanmaz derhal bir “araştırma-değerlendirme” raporu hazırlayıp internet ve elektronik posta yoluyla kamuoyuna ve “ilgililere” iletmesi adeta “moda” oldu. Hatta bazı merkezler, siz abone olmasanız bile, sizin email adresinizi internetten “bulup” (onlardan öyle bir talebiniz olmadığı halde) sizi “zorla” bülten duyuru email listesine abone ediyor ve işin kötüsü, bazen abonelikten ayrılmanız için bir fırsat dahi sunmuyorlar.

Normalde, TÜİK’in ilan ettiği yeni verilerle ilgili (ciddi) akademik analiz yapılıp bunu topluma açıklamakta bir sakınca yok elbette. Hatta belki de bunun (yeterince düzenli ve iyi) yapılmıyor olmasından şikayetçi olmalıyız. Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta ise şu: TÜİK’in veri yayın saati ile bazı “akademik” değerlendirme bültenlerinin yayın saati arasındaki süre şaşılacak derecede “kısa”!

Bu sabah da email kutumda (sözünü ettiğim duruma örnek oluşturacak biçimde) peş peşe gönderilmiş iki email buldum. Bunlardan ilki TÜİK’in saat 10:00 itibariyle açıklanan “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, I. Çeyrek 2013” başlıklı haber bülteniyle ilgili olarak iletilen bir emaildi. İkincisi ise, bir üniversitenin araştırma ve uygulama merkezinden (kendi isteğimle üye olmadığım halde) gönderilen ilgili değerlendirme raporu. İkinci emailin gönderilme saati 10:35! Yani “raporun” hazırlanma ve pdf’ye dönüştürülüp emaillenme sürecini de düşünecek olursak, bu iki sayfalık rapor, ki yaklaşık yarım sayfası zaten üç grafikten oluşuyor, en çok 30 dakikada hazırlanmış olmalı. İşin kötüsü, bu durum istisna değil, adeta kural. Bazen benzer raporların 25 dakika içinde ulaştırıldığı bile oluyor.(*)

Periyodik olarak, büyük olasılıkla önceden tahminî olarak hazırlanmış bir “şablon”a (metne ve tabloya), açıklanan son verileri de hızla “kopyalayıp yapıştırarak” alelacele bazı yüzeysel düzey, arış oranı ve pay hesapları yapıp çoğu kez (maalesef) objektiflikten uzak ve kısa bir yorumla “kurumsal rapor” adı altında kamuoyuyla paylaşmanın kime ne yararı olduğunu doğrusu çok merak ediyorum. Çünkü bu, benzer kurumlarınkiyle “kalite yerine hız rekabeti” içinde hazırlanan raporların enformasyon içeriğinin çoğu kez TÜİK’in haber bültenlerindekinden daha ileriye gidebildiğini söylemek bile mümkün değil.

İktisat dünyasındaki bu “akademik kirlenme”, (eğer bir politikleşme eğiliminin ve tercihinin sonucu değilse) belki kısmen finans piyasalarındaki “çok kısa vadeli” enformasyon ve yorum ihtiyacına katkıda bulunma çabasından kaynaklanıyor olabilir. Oysa, finans piyasalarıyla doğrudan ilgili kurum ve şirketlerin aynı işi (zaten o tür analizlere en başta kendilerinin ihtiyaçları olduğu için) çok iyi yapabilecek araştırma birimleri veya araştırmacıları olduğunu biliyoruz. Öte yandan, söz konusu “akademik” raporların, ekonomiyle ilgili bazı kamu kurumlarında zaman baskısı altında hızla hazırlattırılan “bilgi notları” ile rekabet içinde olmalarının anlamsızlığı da ortada.

Sonuç olarak, sanırım periyodik araştırma/değerlendirme raporu hazırlama faaliyetini sürdürmek konusunda kararlı olan akademik merkezlerin yapabileceği en iyi şey, bu konuda dünyadaki “en iyi” kurumları (İsviçre’deki KOF ETH Zürich, Almanya’daki CES-Ifo ve Avusturya’daki WIFO gibi) kendilerine örnek almaları olabilir.

Türkiye’de akademik titizlik, ciddiyet, tarafsızlık, etik ve kalite açısından genelde çok ciddi bir “erozyon” yaşamaktayız. Bakalım buna, özeleştiri yapıp artık “dur” diyen üniversite öğretim üyeleri ve/veya merkez yöneticileri çıkacak mı?

 

(*) Benim bu basit blog yazısını yazmam bile neredeyse 120 dakikamı aldığına göre, durumun vahameti açıkça ortada.

 

İLGİLİ BAZI HABER VE BAĞLANTILAR:

 

İlk Yayın Tarihi: 2013.06.11, 14:25 (Paris)

İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum

Siyasetçilerin ve siyasi partilerin temel faaliyet ve ilgi alanlarından biri, belki de çoğu zaman en önde geleni, “ekonomi”dir (economy). Siyasetçiler, geçmişte iktisat (economics) öğrenimi gördükleri ölçüde, ekonomi ile ilgili konularda oluşturulacak politikaların tasarlanmasında ve/veya tartışmalarda ekonomi ve iktisatçılık hakkındaki bilgi birikimleri ve analitik yeteneklerinden daha geniş biçimde yararlanabilirler. Dahası, “iktisatçı siyasetçiler”in bir bölümü geçmişte “akademik iktisatçı” da (öğretim üyesi veya yardımcısı) olmuş olabilirler. Eğer o dönemde “fildişi kulelerinden” hiç dışarı çıkmadan yaşamadılarsa, bu onları artık üyesi oldukları siyasi parti ve daha da önemlisi, sorunlarına çare üretmeye çalıştıkları toplum açısından çok daha aktif ve yararlı hale getirir.

Mark Hallerberg ve Joachim Wehner adlı araştırmacılar, son birkaç yıldır, 1970’lerden bu yana demokratik ülkelerde görev yapan devlet başkanları, başbakanlar, maliye bakanları ve merkez bankacıların öğrenim geçmişleri ve geçmişte kazandıkları akademik derecelerin bir dökümünü çıkartarak, bunun o ülkelerde tasarlanıp uygulanmış olan (iyi veya kötü, başarılı veya başarısız) ekonomi politikaları üzerindeki etkilerini inceliyorlar:

Araştırmacıların konuyla ilgili olarak ulaştıkları veya saptadıkları eğilim ve kalıpları ben burada özetlemeyeceğim. İsteyenler, Türkiye’nin siyasi yöneticilerini de kapsayan araştırmanın sonuçlarını gözden geçirmeye 27 Şubat 2013’te Economist.com’da yayınlanan “The one about the politician and the economist” başlıklı tablo ve üstündeki kısa yorumdan başlayıp yukarıdaki kısa listedeki ana çalışma ve ilgili özetleri okuyarak bir fikir edinebilirler.

Bütün ilginçliğine ve çekiciliğine rağmen asıl motivasyon kaynağım Hallerberg ve Wehner’in söz konusu araştırmaları olmasa da, geçenlerde, İktisat ve Toplum Dergisi‘nin Mayıs-Haziran 2013 (31.+32.) sayısında yayınlanmak üzere, adı geçen iki akademisyenin ilgilendikleri konuyla çok yakından ilişkili bir başka konuda kısa bir makale hazırladım: “Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler“. Dergi muhtemelen 25-30 Mayıs 2013 gibi yayınlanmış ve satışa sunulmuş olacak.

Makalemde, “Hangi alanda uzmanlaşmış olursa olsun bir akademisyen ‘fiilen’ ve ‘tam zamanlı’ olarak siyasete atılmadığı sürece, özel hayatında olmasa da, işinde bütün siyasi partilere mutlaka eşit uzaklıkta durmalı ve bağımsızlığını korumalıdır” önermesinin haklılığını destekleyecek gerekçeleri bir “iktisatçı akademisyen” örneği için inceleyip özetliyorum.

Konu aslında gözüktüğünden çok daha geniş ve çeşitli uzantıları, benzer bazı meselelerle “komşulukları” olan bir konu. Siyasi ve ekonomik süreçlerin karşılıklı etkileşimi, bürokrat-siyasetçi-seçmen ilişkileri, kimi çıkar gruplarının (lobilerin) akademik iktisatçılar ve siyasetçilerle ilişkileri, “yeni politik ekonomi” literatürü, iktisat ekollerinin politika tasarımı ve uygulamaları üzerindeki (konjonktürel) etkileri, siyasetçilerin ekonomik politika tasarım ve uygulamalarındaki başarılarının geçmişte almış oldukları üniversite öğrenimi ile (konu ve düzey açısından) ilişkisi, kimi akademik iktisatçıların yazılı ve görsel medyada yer almaya dönük “hevesleri”, son dört haftanın üzerinde en çok konuşulan konularından biri olan Reinhart-Rogoff hatalarının krizdeki bazı gelişmiş ekonomilerde uygulamaya koyulan “kemer-sıkma” (austerity) politikalarını tasarlamış olan politika yapıcılar üzerindeki (muhtemel) etkisi gibi konular bunlardan sadece bazıları. Ama bütün bunların hepsini, yazıyı uzatmamak ve konuyu dağıtmamak amacıyla ben makalemde ele almıyorum. O bakımdan, yazının sonuna aşağıdaki gibi bir “Kaynakça ve Seçilmiş Okuma Önerileri” listesi ekledim ve o listeyi şimdiden aşağıda dikkatinize sunuyorum. Konuyla ilgilenenler aşağıdaki listeden (ters kronolojik sırayla) genişçe bir ön okuma yaptıktan sonra, İktisat ve Topum Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2013 sayısı yayınlandığında, belki bir de benim makalemi okumak isteyebilirler.

 

Eğer İTD’de yayınlanan yazımı okursanız/okuduysanız (!), aşağıdaki kısa anket sorularını yanıtlamanız beni memnun edecektir:

Soru 1:
Geçiminizi esas olarak (tam zamanlı) akademik öğretim elemanı (üyesi veya yardımcısı) olarak mı sağlıyorsunuz?
Soru 2:
"Akademik iktisatçı" veya "siyasetçi" misiniz?
Soru 3:
Tamamını okuduğunuz "Akademik İktisatçılar’ın Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler" başlıklı yazıda belirtilen görüşlere katılıyor musunuz?

 

Yazıyla ilgili diğer görüş ve düşüncelerinizi ise, bana aşağıdaki “yorum” (Your comment) alanını kullanarak iletebilirsiniz.

 

BU YAZIYLA İLGİLİ BAZI BAĞLANTILAR

İktisat ve Toplum Dergisi‘nde daha önce yayınlanan iki makalem:

* Aykut Kibritçioğlu (2013.06.11): “Bazı Akademik Araştırma Merkezlerinin ve Think-Tank’lerin ‘Periyodik Bültenleri’ Hakkında

 

İlk Yayın Tarihi: 2013.05.13, 14:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.06.12, 22:52 (Paris)

Ankara Üniversitesi’nde Rektör Adaylarının Belirlenmesine İlişkin Seçim

Rektör Prof. Dr. Cemal Taluğ‘un görev süresinin dolacak olması nedeniyle, 14 Haziran 2012 Perşembe günü Ankara Üniversitesi’nde (10:00 – 16:00) rektör adaylarının belirlenmesine yönelik bir seçim yapıldı.

Rektörlük tarafından yapılan resmî açıklamaya göre, seçimde 1846 öğretim üyesi seçmenden 1720’si oy kullandı. Kullanılan 1720 oyun 1701 adedi geçerli kabul edildi. Böylelikle, seçime katılanlar itibariyle seçime katılım oranı % 93.2’ye ulaşmış oldu.

Seçime katılan adaylar ve aldıkları oylar (oy yüzdeleri) şöyle:

  1. Prof. Dr. Erkan İbiş: 595 oy (% 35.0)
  2. Prof. Dr. Cemal Taluğ: 379 oy (% 22.3)
  3. Prof. Dr. Necati Örmeci: 336 oy (% 19.8)
  4. Prof. Dr. İlker Ökten: 274 oy (% 16.1)
  5. Prof. Dr. Taner Demirer: 82 oy (% 4.8)
  6. Prof. Dr. Hikmet Akgül: 25 oy (% 1.5)
  7. Prof. Dr. Doğan Aydal: 10 oy (% 0.6)

Bakalım YÖK üyeleri ve Cumhurbaşkanı Gül’ün tercihleri ne yönde olacak…

 

Ek Bilgi: 2008’deki rektör adayı seçimlerinde alınan sonuçlar şöyleydi:

Aday Oy Sayısı Oy Yüzdesi
Prof. Dr. Cemal Taluğ 372 23,0
Prof. Dr. Tümer Çorapçıoğlu 336 20,8
Prof. Dr. Erkan İbiş 329 20,3
Prof. Dr. Necati Örmeci 266 16,5
Prof. Dr. Taner Demirer 171 10,6
Prof. Dr. Nezih Erverdi 74 4,6
Prof. Dr. Hikmet Akgül 60 3,7
Prof. Dr. İsmail Doğan 9 0,6
Toplam Geçerli Oylar 1617 100,0