Türkiye’de Genel Makroekonomik Gidişat İtibariyle Hükümetlerin Performansı (1987-2013)

Türkiye’de 22 Temmuz 2007 erken genel seçimleri yaklaşırken, Aralık 1987’den Nisan 2007’ye dek iktidarda bulunan hükümetlerin makroekonomik performanslarının karşılaştırılması amacıyla bir makale yazmıştım: “Türkiye’deki Hükümetlerin Makroekonomik Performanslarının Bir Karşılaştırması, 1987-2007” (pdf). Daha sonra, 2013 yılında, bu makalede seçilmiş 10 makroekonomik gösterge itibariyle tasarladığım “makroekonomik performans endeksi”ni (MEP10), yurt dışında verdiğim bir konferans vesilesiyle gözden geçirmiş ve şu 11 makroekonomik göstergenin genel seyrini temsil edecek biçimde Aralık 1987 – Temmuz 2013 dönemi için güncelleştirmiştim:

X1: Tüketici fiyatlarındaki 12 aylık artışlar
X2: Resmî işsizlik oranının trendi
X3: İmalat sanayii üretim endeksindeki 12 aylık artışlar
X4: Yıllık cari hesap fazlası / Nominal hasıla
X5: Hazine Müsteşarlığı’nın ağırlıklı yıllık bileşik faiz haddi
X6: Kamu kesimi borçlanma gereği / GSYİH
X7: Reel döviz kurunun dengeden sapma derecesi
X8: Döviz tevdiat hesapları / M2 para arzı (para ikamesi oranı)
X9: Toplam dış borç stokundaki yıllık artışlar
X10: İMKB Ulusal 100 Endeksindeki 12 aylık artışlar
X11: “Sıcak para” girişlerinin döviz rezervlerine oranı

MEP11 endeksi, ülke ekonomisinin değişik yönlerini temsil edecek nitelikteki temel büyüklükler arasından (güvenilir ve eksiksiz verilerin bulunabilirliğini de dikkate alarak) belirlediğim bu 11 makroekonomik göstergenin bir tür ağırlıklı ortalamasıdır. Tarihî ortalaması sıfır olacak biçimde ve “aylık bir zaman serisi” olarak hesaplanan endeksteki yükselişler, dikkate alınan makroekonomik göstergelerdeki genel bir iyileşmeyi, düşüşler ise bir kötüleşmeyi temsil etmektedir. Buna göre, “sıfır” değeri veya civarındaki bir makroekonomik performans, dikkate alınan göstergelerin geneli açısından ve hesaplama döneminin tamamı bir bütün olarak dikkate alındığında, ilgili hükümet döneminde “vasat” bir makroekonomik performans sergilediğini ima etmektedir. Başka bir deyişle, sıfırın altındaki endeks değerleri göreli olarak “kötü” bir makroekonomik performansa, üstündeki MEP11 değerleri ise göreli olarak “iyi” bir performansa işaret etmektedir. Endeksin hesaplama yöntemi ve ilgili literatür hakkındaki ayrıntıları 2007 tarihli makalemde okuyabilirsiniz.

Aşağıdaki grafikte, 1987-2013 için 2013 yılı Eylül-Ekim aylarında hesapladığım MEP11 endeksinin seyrini görmektesiniz:

MEP11-a

MEP11 eğrisinin sadece iktidardaki Ak Parti hükümetleri (58., 59., 60. ve 61. hükümetler) zamanındaki gelişimini, 2000-2001 krizini de dikkate alarak aşağıdaki şekilde olduğu gibi dört alt döneme ayırarak inceleyebiliriz:

MEP11-b

Şekilde gösterilen dört alt dönem arasında, şu gibi benzerlik/süreklilik ve farklılıklar/değişiklikler olduğu dikkat çekmektedir:

(I) Kasım 2002 – Eylül 2005: Ak Parti’nin iktidarda bulunduğu bu ilk dönemde Türkiye ekonomisi, önceki hükümet döneminde krizin patlak vermesinden hemen sonra alınan makroekonomik önlem paketinin (üzerinde önemli bir değişiklik veya ekleme yapılmadan) kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi sayesinde, 2000-2001 finansal krizinden çıkmaya devam etmiş ve sonuçta makroekonomik göstergeler genelde düzelmiştir. Bu durum, Eylül 2005 itibariyle MEP11 eğrisinin tarihî ortalamadan önemli ölçüde yüksekte bir patikaya oturmasından açıkça görülmektedir.

(II) Ekim 2005 – Mayıs 2008: Bu dönemde, Ak Parti hükümeti, ekonomideki iyileşmenin kalıcı hale getirilmesi ve makroekonomik istikrarın sürdürülmesi açısından yeni ekonomi politikaları ve yapısal reformların tasarlanması ve uygulanmasında gecikmiş ve bir bakıma önemli bir “sıçrama” şansını kaçırmıştır. Dahası, bu gecikme, o günlerden bu yana Ak Parti’li bazı bakanların 2013’e kadarki bazı beyanlarında bile açıkça vurgulanmıştır (bazı örnekler ve ilgili tartışmalar: bir, iki).

(III) Haziran 2008 – Aralık 2009: Bu dönemde, ABD’de patlak veren finansal kriz (“Büyük Durgunluk”) küreselleşmiş (bkz. Kibritçioğlu, 2011a ve 2011b) ve Türkiye ekonomisi de, bu küresel krizden hızla etkilenmiş, ancak daha sonra makroekonomik göstergeler yine aynı hızla iyileşmiştir (bkz. Kibritçioğlu, 2011c).

(IV) Ocak 2010 – Temmuz 2013: 2010 yılından başlayarak, yani küresel krizin etkilerinin önemli ölçüde atlatılmasıyla, Ak Parti hükümetinin ilgi ve dikkatinin, makroekonomik politikalardan ve ülkenin yapısal reform ihtiyacından hızla uzaklaştığı görülmüştür. 2007 genel seçimlerinden sonra başlayan siyasi kutuplaşma 2010-2013 yıllarında hızla artmıştır. Sonuçta, 2013 ilkbaharında, Gezi Parkı olayları sırasında siyasi gerginlikler ve ekonomik kriz tartışmaları zirveye tırmanmıştır. Bu alt dönemde, artan makroekonomik istikrarsızlık MEP11’in dalgalanmalarındaki şiddetlenmeden ve ciddi düşüşlerden açıkça görülmektedir.

Türkiye’de 2015 yılı Haziran ayında, bilindiği üzere, yeni bir genel seçim gerçekleştirilecek. Bu seçim sürecinde, siyasi ve toplumsal etkenler kadar elbette ki (onlarla etkileşim halindeki) çeşitli ekonomik etkenler de seçmenlerin tercihleri açısından önemli bir rol oynayacak. Bu bakımdan, seçime gidilirken MEP11 eğrisinin 2013 yılından bu yana nasıl bir gelişme gösterdiğini önümüzdeki günlerde yeni bir güncelleştirmeyle kısaca değerlendirmeyi planlıyorum.

 

İlk Yayın Tarihi: 2015.03.30, 17:45 (Paris)
Son Güncelleştirme: 2015.03.30, 17:45 (Paris)

“Eşitsizlik” ve “Adaletsizlik”: Kısa Bir Kavramsal Not

Gelir, servet veya fırsat “eşitsizliği” ile gelir, servet veya fırsat “adaletsizliği” kavramları sanki ille de eşanlamlıymış gibi kullanılmamalıdır. Çünkü:

  1. Hem gelir, servet ve fırsat kavramlarının üçü arasında, hem de eşitsizlik ile adaletsizlik kavramları arasında (kısmen de olsa) farklılıklar vardır.
  2. Ancak, söz konusu bütün bu kavramlar birbirleriyle yakından ilişkilidir ve birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindedir.
  3. “Eşitsizlik” kısmen “adil”dir, kısmen de değil. Tıpkı “eşitlik”in de kısmen “adaletsiz” ve (ancak) kısmen “adil” olduğu gibi.

İyi/titiz iktisatçılar (ve dolayısıyla politikacılar ve gazeteciler de) bu ayrımlara ve etkileşimlere mutlaka dikkat ederler/etmelidirler.

Bütün bu nedenlerle, iktisat literatüründe son yıllarda, eşitsizliğin adil olan ve olmayan kısımlarının analitik olarak ayrıştırılmaya, hatta ampirik olarak ölçülmeye çalışılması sürpriz değildir. Bu araştırmalardan birkaçını aşağıdaki okuma önerileri arasında bulabilirsiniz.

Kavramları daha işin başında iyi tanımlayıp sonra onları kesinlikle aralarındaki olası farklılıkları dikkate alarak kullanmak, diğer bütün bilim alanlarında olduğu gibi iktisatta da hayati bir önem taşımaktadır. Eğer iktisadi kavramları (akademik) iktisatçılar özenli kullanmazsa, politikacıların ve gazetecilerin de aynı hataya düşmeleri hiç garipsenmemelidir.

 

Konuyla İlgili Bazı Okuma Önerileri

Almås, Ingvild et al. (2011): “Measuring unfair (in)equality

Checchi, Daniele; Vito Peragine; Laura Serlenga (2010.06): “Fair and Unfair Income Inequalities in Europe

Figueiredo, Erik (2011): “A Note on the Measurement of Unfair Inequality in Brazil

Hussey, Andrew; Michael Jetter (2014.09.09): “Long Term Trends in Fair and Unfair Inequality in the United States

Katwala, Sunder (2009.06.23): “When is inequality unfair?

Kibritçioğlu, Aykut (2013.06.22): “Bir Literatür Notu: ‘Türkiye’de Gelir Dağılımı’ (veya ‘Eşitsizlik’)

Kibritçioğlu, Aykut (2014.04.30): “Piketty (2013.09) Öncesi ve Piketty (2014.03) Sonrasında ‘İktisat (Politikası) Tartışmaları’: Seçilmiş Okumalar

 

İlk Yayın Tarihi: 2014.10.06, 14:03 (Twitter: akibritcioglu)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.10.07, 21:33

Türkiye’de “Para İkamesi” Yeniden Mi Canlanıyor?

Türkiye’de “para ikamesi“nin (currency substitution) boyutlarını ölçmek ve izlemek için en çok kullanılan göstergelerden biri “döviz tevdiat hesaplarının M2 para arzına” (veya Aralık 2005 öncesinde M2Y para arzına) oranı”dır. Uygulanan başarılı dezenflasyon politikaları sayesinde Şubat 2002 – Haziran 2004 döneminde hızla düşen enflasyon sonucunda, Türk lirasına olan güven yeniden tesis edilmiş ve böylece yerli ekonomik aktörlerin değer saklama ve/veya mübadele aracı olarak yabancı para birimlerine yönelişleri çok büyük ölçüde geriletilmişti. Bu arada, 1 Ocak 2005 tarihinde Türk lirasından altı sıfır atıldığını ve 1 Mart 2012’de Türk lirası için uluslararası geçerliliği olan bir simgenin kullanıma girdiğini de hatırla(t)mak gerekir. 2002-2004 dezenflasyon sürecinde sağlanan söz konusu başarının büyüklüğü, aşağıdaki şekildeki “yeşil” (enflasyon) ve “kırmızı” (para ikamesi) eğrilerin peşpeşe  keskin birer azalma eğilimi sergilemiş olmalarından anlaşılmaktadır:

Para-Ikamasi_1986-01-2014-01

Şekildeki “para ikamesi” (Pİ) göstergesi, Ekim 2001’deki % 59.5’lik zirve değerinden, Ocak 2011’deki gibi % 26.3’lük görece düşük bir değere kadar geriledi.  Fakat son haftalarda; aslında Mayıs 2013’te başlayan ve özellikle de 17 Aralık 2013’ten itibaren iyice hızlanan nominal döviz kuru artışlarının etkisiyle ve son dönemlerde giderek daha sık dile getirilir olan enflasyonun artacağı yönündeki beklentilerle uyumlu bir biçimde, döviz tevdiat hesaplarında Temmuz 2013 – Ocak 2014 döneminde çok ciddi bir genişleme yaşandığına ilişkin gazete haberleri de hızla artmaya başladı. (Bu noktada, aslında ABD doları cinsinden toplam (nominal) döviz tevdiat hesaplarının 1986-2014 döneminin genelinde neredeyse kesintisiz bir yükseliş trendi içinde olduğuna dikkat etmek gerekiyor.)

Yukarıdaki şekildeki Pİ göstergesinin (kırmızı eğrinin) son aylarda hızla yükselme eğilimine girmiş olması, her ne kadar (bu kısa notta yapıldığı gibi) geniş bir zaman dilimi dikkate alındığında (henüz) ortada paniğe kapılmaya yol açacak ölçülerde (Ocak 2014’teki Pİ = %32.2) bir “para ikamesi” canlanması yaşandığı anlamına gelmese de, yine de bu artışın ekonomi politikası karar alıcı ve uygulayıcıları tarafından mutlaka yakından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira, Türkiye 2014-2015 yıllarındaki kritik yerel ve genel seçimler arifesinde, bir yandan  28 Haziran 2013’teki “Gezi Parkı olayları“ndan bu yana hızla ağırlaşan bir “siyasi kriz” dönemi yaşıyor, diğer yandan da “sıcak para” bağımlılığının yüksek olması nedeniyle kırılgan bir yapıya sahip olduğu uluslararası finans çevrelerince 2013 yılı yaz aylarından bu yana sıkça dile getirilen Türkiye ekonomisinin yeni bir finansal krize doğru sürükleniyor olabileceğine ilişkin kanaatler son aylarda çok daha fazla dile getirilir oldu.

Döviz tevdiat hesaplarına yöneliş şimdilik sınırlı gibi gözükse de; yaşanmakta olan büyük siyasi gerginlik ve ekonomik-finansal istikrarsızlık/belirsizlik ortamında eğer yerli ekonomik aktörlerin geleceğe dönük beklentileri gerçekten de gün be gün kötüleşmeye devam ediyor olmasa, döviz kurlarının zaten büyük bir artış göstermekte olduğu böyle bir dönemde (22 Mayıs 2013’ten bu yana) yine de hızla döviz biriktirmeye yönelmeyi herhalde akıllarından geçirmezlerdi. Bu önemli uyarı sinyalini hiç de küçümsememek gerekiyor. Çünkü ne zaman ve nerede yaşanmış olursa olsun, finansal krizlerin gelişiminde/oluşumunda ekonomik aktörlerin beklentilerinin ihmal edilmemesi gereken ölçüde kritik bir role sahip olabildiklerini çoktandır oldukça iyi biliyoruz.

 

İlgili ve Yararlı Bazı Okuma Önerileri:

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.02.04, 01:23
Son Güncellenme Tarihi: 2014.04.11, 23:25
[Twitter: akibritcioglu]

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?

ITD-201307-08_33-34

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Temmuz-Ağustos 2013 sayısında (Sayı 33-34, s. 7-17) çıktı. Makaleye buraya tıklayarak pdf formatında ulaşabilirsiniz.

Bu makale, daha önce Prof. Dr. Dani Rodrik ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Twitter ortamında yaşanan bir tartışmayla ilgili olarak bu günlükte “İktisat öğrencileri için Rodrik-Şimşek tartışmasını (15-19 Haziran 2013) izleme ve anlama kılavuzu” başlığıyla yayınladığım yazının gözden geçirilip kısmen güncelleştirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Yayınlanan makalede, günlük yazısındakinden farklı olarak 2002-2012 dönemine ilişkin bazı iktisadi büyüme hesaplamalarına da yer verdim ve bunları tartışmanın taraflarının argümanlarıyla ilişkilendirdim. Bu sayede, tartışmanın anlaşılırlığının biraz daha arttığını ümit ediyorum.

İTD’nin aynı sayısında, ayrıca, bu konuyla ilgili başka üç makale daha yayınlanmış:

Dergiyi bir bütün olarak edinmek isterseniz, buraya veya buraya tıklayarak İTD’yi bulabileceğiniz yerlerin bir listesine ulaşabilirsiniz. Eğer derginin eski sayılarına da ulaşmak istiyorsanız, belki internetten topluca sipariş vermeyi düşünebilirsiniz: İdefix, D&R, Kitap Yurdu, vb. veya Efil Yayınevi. (Ankara’da yaşayanlar, derginin son sayısına en kolay Kızılay’daki Dost Kitabevi’nden ulaşabilirler.)

İTD’nin son sayısında kapak konusu olan “Milli Gelir Tartışmaları” hakkında ek okuma yapmak istiyorsanız, size şu söyleşiyi de okumanızı önerebilirim:

Son olarak, eğer yukarıda sözünü ettiğim makalemi okursanız/okuduysanız, sonra buraya tıklayarak bir de bağlantıdaki interaktif grafiği incelemenizi öneririm. Bu grafikte, 1980’den 2011’e doğru Türkiye ekonomisinin nominal ve reel terimlerle büyüme performansları uluslararası bir çerçevede birbirleriyle kıyaslanıyor.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.07.16, 22:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.06.15, 18:49 (Paris)

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler

ITD-201305-06_31-32

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Mayıs-Haziran 2013 sayısında (Sayı 31-32, s. 19-24) çıktı.

Daha önce, İTD’nin bu sayısını edinip makalemi okuduysanız, konuyla ilgili ek kaynak ve tartışmalar için, bu günlükte daha önce “İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum” başlığıyla yayınlanan yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.05.27, 10:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.07.16, 21:00 (Paris)