Bu “Blog”tan Seçilmiş Bazı Yazılar (2006-2013)

Bu internet günlüğünde şu anda 738 tane yazı/mesaj yer alıyor. Bunların çoğu, AÜSBF’de verdiğim derslerle ilgili ve genelde lisans öğrencilerime yönelik. 738 yazıdan son haftalarda en çok okunanları, anasayfada sol üstte yer alan menüden görebilirsiniz. Blogda yayınlanan bütün yazı ve duyuruların bir endeksine ise buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Son 6-7 yılda yayınladığım bütün blog yazıları içinden benim seçtiğim bazı yazılar ise (tarih sırasına göre) şunlar:

 

Not: Yukarıdaki listenin güncelleştirilmiş haline buraya tıklayarak da ulaşabilirsiniz.

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.07.05, 22:09 (Paris)
Son Güncelleme: 2013.07.05, 22:09 (Paris)

“Gezi Parkı Direnişi”, Türkiye Ekonomisi ve “Erken Genel Seçim” İhtiyacı

 

28 Mayıs 2013 Salı günü İstanbul’daki “Gezi Parkı“nda bazı ağaçların Taksim Yayalaştırma Projesi çalışmaları (ve parkın yerine eski “Topçu Kışlası“nın bir benzerinin inşası vesilesiyle) sökülmesi ve kesilmesiyle ilgili protestolara (İstanbul’un vali ve büyükşehir belediye başkanının büyük ölçüde sessiz kaldığı bir ortamda) polislerin sert müdahalesi üzerine başlayan büyük gerginlikler (hızla diğer pek çok şehre de sıçradıktan sonra) azalarak da olsa hâlâ sürüyor. Türkiye’deki basın-yayın organlarının çok büyük kesiminin uzunca bir süre görmezden geldiği olaylar hakkında yabancı basın-yayın organlarında çıkan haber ve yorumlar, Ak Parti hükümetinin ve ona yakın çevrelerin büyük tepkisini çekti, çekiyor. Bu konudaki seçilmiş bazı haber ve makale bağlantılarını, “AK’nin Kişisel Okuma Listesi” başlıklı internet günlüğümde 2 Haziran 2013′te iki ayrı başlık altında listeledim ve o günden bu yana bu iki listeyi sık sık güncelleştirmekteyim:

Şu ana kadarki gelişmelere bakıldığında, protestocular geleneksel basın-yayın organlarındaki ilgisiz, sansürcü ve hükümet yanlısı tavırlardan şikayetçi olurken, hükümet ve onu destekleyen çevreler de (gerçekte protesto ve direniş hareketinin gelişiminde çok da aktif bir rol üstlenmediği halde) ana muhalefet partisi CHP’nin ve “marjinal grupların”olaylara ön ayak olmalarından ve yabancı basının Türkiye’deki olayları dış dünyaya “yanlış” yansıttığından ve bunun da Türkiye ekonomisine zarar verebileceğinden yakınıyorlar.(*)

Bir yanda “taraflılık”/”sansürcülük”, diğer yanda ise olayların az sayıdaki “provokatör-marjinal grupların” ve “dış güçlerin” oyunu olduğuna ilişkin suçlamaların, özellikle iç veya dış basını hedef almaya daha uzun süre devam edeceklerini söyleyebiliriz. Zaten bu sırada bütün bu tartışma ve karşılıklı suçlamalara, ilk günden itibaren (geleneksel basın-yayın organlarından çok) geniş ölçüde “sosyal medya” (özellikle Twitter) ev sahipliği yapıyor.

Geleneksel medyanın görevini yap(a)madığı bir ortamda olaylarla ilgili haber ve bilgi akışlarının uzunca bir süre sosyal medya ve birkaç televizyon kanalı üzerinden sağlanmış olması, hükümetin dikkatini ve tepkisini sosyal medya üzerindeki iletişim ve etkileşimlere çekti. Hatta Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 5 Mart 2011′de Twitter’da yayınlanan şu ifadesinin aksine, sosyal medyanın olaylarda hükümet aleyhtarı gösteriler için bir çeşit örgütlenme aracı oluşturduğu kanaatinden hareketle “Twitter denilen bir bela var. Abartı, yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey şu anda toplumun ve toplumların bana göre baş belasıdır” diyerek aslında (olaylar sürerken) sosyal medyaya erişimin yasaklanmasını istediği iması yaratmış olması nedeniyle, yurt içi ve dışında (haklı olarak) ciddi eleştirilerin hedefi oldu (**):

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül (2011.03.05)

Kaynak: @cbabdullahgul (2011.03.05, 02:53)

 

Öte yandan, söz konusu protestolar ve ilgili hükümet politikaları günler geçtikçe ortaya bir uzlaşma ve çözüm ortamı çıkartılması gerektiği halde daha da derin ayrılıkları ve çözümsüzlüğü körüklediği için olsa gerek, ekonomi üzerinde çok daha ciddi (olumsuz) etkiler oluşabilirmiş gibi gözüküyor.

İlk ve kolayca “çıplak gözle” görülebilen finansal etkiler Borsa İstanbul‘da ortaya çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olaylar sürerken farklı zamanlarda yaptığı sert tondaki basın açıklamaları, borsa endeksinde çok ciddi düşüşleri de beraberinde getirdi. Örneğin 3 ve 6 Haziran 2013 günleri yaptığı konuşmaların her biri daha ilk 5-10 dakikada, BIST100 (XU100) endeksinde %4-10 gibi çarpıcı düşüşler yarattı. Aşağıdaki grafikte, Erdoğan’ın 6 Haziran 2013′deki konuşması sırasında gerçekleşen düşüşü görmektesiniz:

 

BIST 2013.06.06

Kaynak: Benjamin Harvey (2013.06.06, 14:24)

 

Böylelikle, 6 Haziran 2013 akşamı itibariyle, ABD doları bazlı BIST100 (XU100) endeksinde 22 Mayıs 2013′teki zirveye kıyasla %21.7′lik, olayların başladığı 28 Mayıs 2013 günündekine göre ise %18.5′lik birer düşüş gerçekleşmiş oldu:

 

BIST_19880101-20130607

Kaynak: BIST, günlük veri (04.01.1988 – 07.06.2013); AK‘nin hesaplamaları.

 

Yukarıdaki grafikte olduğu gibi çok geniş bir zaman dilimindeki (4 Ocak 1988 – 6 Haziran 2013) seyrine bakıldığında, BIST100′deki düşüş çok da önemli gibi gözükmese de, daha dar bir zaman aralığına (15 Mayıs 2013 – 7 Haziran 2013 gibi) odaklanıldığında, 28 Mayıs’tan itibaren, özellikle Başbakan sert açıklamalar yaptıkça meydana gelen büyük düşüşler açıkça dikkat çekmekte:

 

BIST_20130515-20130610

Kaynak: BIST, günlük veri (15.05.2013 – 07.06.2013); AK‘nin hesaplamaları.

 

Gerçi Başbakan Erdoğan, olaylar vesilesiyle borsada bu tür iniş çıkışlar oluşmasını doğal karşıladığını (çok önemsememek gerektiğini) 3 Haziran 2013′teki konuşmasında belirtmişti, ama 6-7 Haziran 2013 gecesi Kuzey Afrika gezisinden Türkiye’ye dönüşünde yine de şöyle konuşmaktan da çekinmedi:

 

Erdoğan, 2013.06.07, 01:35

Kaynak: @RT_Erdogan (2013.06.07, 01:35)

 

Burada “spekülasyon” teriminin teknik olarak hatalı kullanılmış olduğunu (çünkü, ima edilenin aksine, borsada “spekülasyon” yapılması gerçekte kanunlar açısından bir “suç” oluşturmaz) ve “faiz lobisi” kavramını bir kenara bırakacak olsak bile, Gezi Parkı olaylarının (olumsuz) ekonomik etkilerinin borsa ile sınırlı kalmayıp bankacılık sistemine (veya en azından bazı bankalara), turizme (rezervasyon iptalleri nedeniyle) ve reel sektöre de sirayet edebileceğini tahmin etmek hiç de güç değil. Bu muhtemel olumsuz ekonomik etkilerin genişlik ve derinliğini ise, hükümetin protestolar karşısındaki tutumunun ve buna karşılık, protestocuların kararlılık ve ısrarcılığının birlikte belirleyeceği ortada. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Fitch Ratings tarafından bugün yapılan “Gezi Parkı olayları Türkiye’nin kredi notu için tehdit değil. Protestoların ekonomik etkisi az olacak.” yönündeki iyimser tahmininin mi, yoksa daha karamsar beklentilerin mi gerçekleşeceğini önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.

Söz konusu (olumsuz makro)ekonomik etkilerle ilgili olarak bu noktada belirtmek gerekir ki, bir yanda, Ak Parti yönetici ve taraftarları, “Gezi Parkı Direnişi”nin Türkiye ekonomisi üzerindeki maliyetlerine (özellikle protestolar sırasında ortaya çıkan “maddi hasarlar” bağlamında) dikkat çekerken, diğer yanda da akademik iktisatçılar ve ekonomi/finans köşe yazarları direniş ve protestoları genelde çok daha geniş bir ekonomik çerçevede ve genelde (biraz daha) uzun vadeli olarak ele alıyorlar:

 

 

Kuşkusuz, bu tür toplumsal olaylardaki en önemli kayıplar, can kayıplarıdır. Çünkü, maddi kayıpların aksine, ölenleri geri getirmek artık olanaksızdır. Olayların başlangıcından bugüne kadarki 11 günlük sürede ikisi protestocu, biri polis olmak üzere toplam üç kişi ölmüş ve yüzlerce kişi (ağır biçimde) yaralanmış ve/veya sakat kalmış durumda. Olayların insanlar üzerinde yaratmış olabileceği kalıcı psikolojik etkileri hatırlatmaya bile gerek yok ayrıca.

Parasal boyutları önümüzdeki haftalarda daha net ortaya çıkacak olan maddi hasarları bir kenara bırakacak olursak, Türkiye ekonomisinin hangi kesimlerinin olaylardan hangi kanallardan, hangi vadede ve ne ölçüde etkilenebileceği yukarıda listelediğim çalışmalarda az ya da çok ele alınıyor.

Ben şimdilik, protesto gösterilerinin yapıldığı şehirlerdeki altyapı, binalar ve taşıt araçlarında oluşan hasarın toplam maliyetiyle ve yakında ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuz (makro)ekonomik etkilerin boyutlarıyla ilgili tahmin ve tartışmaları bir kenara bırakarak, siyasetçiler ve seçmenler olarak olaylardan bir an önce ne gibi derslerin çıkartılması gerektiğini düşünmemizin belki şu anda diğer her şeyden çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bütün bakanların, Ak Parti yöneticilerinin, muhalefet partilerinin yöneticilerinin, aktif (ve evlerdeki görece pasif) protestocuların ve Başbakan’ın tutumuna destek veren bütün seçmenlerinin, özetle bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının; olaylara bir an önce sağlıklı bir çözüm bulunamaması (ve toplumsal kutuplaşma ve gerginliklerin önümüzdeki aylarda da sürmesi) durumunda, boyutları açısından şu an tahmin edilenden çok daha büyük olumsuz ekonomik etkilerle karşılaşabileceği ortada.

Mevcut şartlarda, Haziran 2011′deki son genel seçimden bu yana TBMM çatısı altında bir türlü yeterince hızlı, sağlıklı ve uzlaşmaya dayalı bir biçimde ilerletilemeyen “yeni anayasa hazırlığı” çalışmalarının ve hükümetin uzun zamandır hayata geçirmeye çalıştığı ama bir türlü başarılı olamadığı bazı siyasi açılımlarının (“Kürt açılımı” başta olmak üzere) gerçekleştirilebilmesi için gelecek genel seçime kadarki süre hızla azalmakta ve üstelik Gezi Parkı olaylarından sonra siyasi-toplumsal ortam oldukça gerginleşmiş durumda. Bu nedenle, 2015 yılındaki genel seçimin daha erken bir tarihe alınması düşüncesinin artık kesinlikle daha yoğun ve serinkanlı biçimde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Halihazırda TBMM’de, önümüzdeki iki yıl içinde yapılması gereken “yerel seçim” (Mart 2014), “cumhurbaşkanlığı seçimi” (Ağustos 2014), “anayasa referandumu” (Kasım 2014?) ve “genel seçim”in (Haziran 2015) bazılarının öne alınmasına ve hatta üç seçimin 2014 yılında aynı gün içinde yapılmasına yönelik bazı çalışma ve çabalar olduğunu uzunca bir süredir basından takip ediyoruz. Son olayların, bu konunun aciliyetini iyice artırdığı anlaşılıyor.

Genel seçimler öne alınacak ve bu karara yüzde 10′luk seçim barajının şu anda TBMM içinde olan ve olmayan siyasi partilerin çoğunu tatmin edecek ölçüde düşürülmesi kararı da eşlik edecek olursa, acilen siyasi partiler kanunuda değişiklik yapılması ve mevcut meclisin hazırlayamadığı yeni anayasanın hazırlanması/tamamlanması gibi hayati önem taşıyan bir dizi görev de bir an önce, yeni kurulacak hükümete ve muhalefet partilerine devredilmiş olacak.

Belirtmek gerekir ki, genel seçimlerin öne alınması elbette Türkiye’nin mevcut sorunlarına “kendi başına” çare olmayacaktır. Ama o sorunları çözebilmek üzere artık (giderek güçlenen Gezi Parkı direnişinin ve karşısındaki katı siyasi idare anlayışının birlikte yarattığı gergin siyasi ortamda) kabul etmek gerekir ki, yeni bir meclisin oluşturulması en sağlıklı ve kaçınılmaz bir yolmuş/araçmış gibi gözükmeye başlamıştır. Karşılıklı ısrarlar sürdüğü sürece, bu konuda gecikilmesi, yani Kasım 2015′e kadar beklenilmesi; siyasi, ekonomik ve toplumsal açılardan Türkiye’deki hiç bir kesimin lehine olacakmış gibi gözükmemektedir. Çünkü toplumdaki (zaten çok artmış olan) kutuplaşmanın önümüzdeki aylarda daha da artmaya devam etmesi, iki tarafı da çözüm yolunu demokrasi dışı yollarda aramaya itebilir. Bu ise, tarihî perspektif içinde ele alındığında, Türkiye gibi bir ülke için şu anda asla gerçekleşmemesi düşünülecek bir durumdur.

Bu yazı kuşkusuz aslında burada bitmedi, bitmeyecek. Zaten “Gezi Parkı” protestolarının devamında su yüzüne çıkan yoğun “hükümet aleyhtarı” tepkiler de henüz tamamen durulmuş değil.

Bu konuya ve yukarıda belirttiğim makalelerin yazarlarının (bazı) görüşlerine (özellikle Acemoğlu‘nun sözünü ettiği “modernleşme teorisi“ne) daha sonra (umarım ki çok yakında) yeniden döneceğim.

 

(*) Ancak, belirtmek gerekir ki, bu yazının hazırlandığı sırada (7.6.2013) Anadolu Ajansı; uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Fitch Ratings‘in, “Gezi Parkı olaylarının Türkiye’nin kredi notu için tehdit oluşturmadığı ve protestoların ekonomik etkisinin az olmasını bekledikleri” yönünde bir açıklama yaptığını Türk kamuoyuna aktardı.

(**) Bak. Parkinson (2013.06.03)Letsch (2013.06.03)Jacinto (2013.06.03)Vincent (2013.06.04) ve Eğin (2013.06.04).

 

İLGİLİ VE YARARLI BAZI EK OKUMA KAYNAKLARI VE BAĞLANTILAR (Kronolojik Sırayla):

 

İlk Yayın Tarihi: 7 Haziran 2013, 16:35 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2013, 13:28 (Paris)

Beş “Scoop.it!” Arşivi

Facebook, Twitter derken, “sosyal medya” giderek genişliyor ve çeşitleniyor. Scoop.it! de bu elektronik ortamlardan biri. Okuduğum veya okuyacağım bazı ilginç haber ve yorumları vakit bulduğum ölçüde “Scoop.it!“te şu beş konu başlığı altında (bazen akibritcioglu ve EnerEkolEkon rumuzlu Twitter hesaplarımla bağlantılı biçimde) arşivliyorum:

 

 

 

3e = Enerji + Ekoloji + Ekonomi

“Enerji iktisadı”, “ekolojik iktisat” (veya “çevre iktisadı”) konuları (JEL Q2, Q3, Q4 ve Q5) arasındaki karşılıklı etkileşim, son birkaç onyıldır yoğun bir disiplinler-arası işbirliği ile giderek daha büyük bir cazibe merkezi haline geliyor ve böylelikle, enerji-ekoloji-ekonomi etkileşiminin oluşumu, sonuçları, boyutları ve ilgili hükumet politikaları sadece mühendisler, biyologlar, hukukçular, sosyologlar, diplomatlar veya siyasetçiler değil, iktisat öğrencileri ve araştırmacıları için de bilimsel açıdan gün geçtikçe daha ilginç bir hale geliyor. Bu bakımdan, SBF’de özellikle son 6-7 yılda verdiğim iktisadi büyüme, uluslararası iktisat (UİT ve UİP) ve dünya ekonomisi dersleri vesilesiyle pek çok öğrencimi bu konularda (yüksek lisans ve/veya doktora çalışması yaparak) uzmanlaşmaya teşvik ettim. Bazıları bu akademik telkin ve yönlendirmelerime olumlu cevap verdiler ve yurt içi veya dışındaki lisansüstü çalışmalarını çoktan tamamladılar bile. Bir yandan da, 2007′de açtığım bir blog ve 2008′de kurduğum email grubu vasıtasıyla, Türkiye’de enerji iktisadı ve/veya ekoloji/çevre iktisadı konularında çalışmakta olan akademisyenleri (umutsuzca!) bir araya getirmeye ve konuyla ilgilenenlere ipucu niteliği taşıyan elektronik kaynaklar derlemeye gayret ettim. Son zamanlarda, genel Twitter hesabımda derlediğim enformasyon ise giderek daha çok bu alanlara yönelik olmaya başladı. İşte bu nedenle, dün itibariyle, enerji-ekoloji-ekonomi etkileşimi hakkındaki “tweetlerimi” ayrı ve yeni bir hesapta derlemeye karar verdim:

Bu yeni Twitter hesabımın özellikle enerji-ekoloji-ekonomi’ye ilgi duyan öğrenci ve araştırmacılar için yararlı olacağını ümit ediyorum.

Paris’te Katıldığım Başlıca İktisat Seminer, Konferans ve Forumları

Paris’te bulunduğum 2012-2013 akademik yılı boyunca, dinleyici olarak çeşitli toplantılara katılıyor ve akademik ilgi alanlarıma giren konularda güncel ve yararlı bilgiler/yöntemler/yaklaşımlar öğreniyorum. İşte bugüne dek Paris’te katıldığım veya yakın gelecekte katılacağım bu seminer, konferans ve forumlardan bazıları:

Paris’teki çok sayıdaki üniversitenin iktisadi konularda (ortaklaşa) düzenlediği çeşitli seminer, konferans ve atölye çalışması dizilerini vaktim elverdiği ölçüde izlemeye çalışıyorum. Bu seminerlerin geniş bir listesine PSE, EconomiX ve/veya CES‘in şu sayfalarından ulaşılabilir:

Paris ve yakın çevresindeki üniversitelerde veya araştırma merkezlerinde çalışan Türk iktisatçıların (tamamını kapsama amacında olmayan) kısa bir listesiyle bu notu bitiriyorum:

İleride/yakında Paris’e yolu düşecek iktisatçılara bütün bu ipuçlarının az da olsa yararlı olacağını ümit ediyorum.