İktisat Alanında Tez Konusu ve Kaynak Arayanlar İçin Bazı İpuçları

Hangi alanda olursa olsun, iyi bir yüksek lisans (master) veya doktora tezi (thesis/dissertation); sınanmak üzere formüle edilen bir hipotezden yola çıkılarak o konu, sorun veya soruyla/sorularla ilgili uluslararası (ve ulusal) literatürün incelenmesi, temel hipotezin (konu uygunsa/gerektiriyorsa “ampirik” olarak) sınanması ve sonuçların (alan uygunsa, politika çıkarımlarının) tartışılmasından ibarettir. Dolayısıyla; bir akademik veya uzmanlık tezinin (hipotezinin) saptanıp tasarlanması, yapısının kurgulanması, ilgili ön hazırlıklar ve planların yapılması, potansiyel tez danışman(lar)ıyla görüşmeler, literatür taraması, yazımı, son düzeltmeler ve nihayet jüri önünde savunulması aşamaları birbirleriyle alakalı, zaman alıcı, (danışmanın ve adayın potansiyeli, ilgisi ve kalitesine göre çoğu kez oldukça) iniş çıkışlı, yorucu ve bir o kadar da zevkli bir süreç oluşturur. Ben bu kısa notta; tez hazırlama sürecinin iyi/uygun bir danışman bulunması ve tezin fiilen yazılması ile ilgili yönlerini dışarıda bırakarak, tavsiyelerimi daha çok cazip/uygun bir tez konusu araştırılıp bulunması ve belirlenen konuyla ilgili kaynak araştırması yapılması ile sınırlı tutuyorum.

Tezde başarı için, deskriptiflikten uzak, sadece ulusal değil, uluslararası düzeyde olabildiğince özgün/yeni bir katkı üretebilmeyi hedeflemek büyük önem taşır. Bunu biraz açalım. Bir master tezinin başarısı için özellikle “iyi bir literatür taraması” yapabilmek ve incelenen konu hakkındaki literatürdeki yoğunluk ve boşlukları başarıyla yakalayıp bunları tezde iyi, anlaşılır biçimde özetleyebimek hayati önem taşır. Bir doktora tezinde ise, bunun ötesine geçip, literatürde var olduğu belirlenen boşlukları (kendini ulusal literatürle sınırlamayıp) uluslararası düzeyde bir katkıyla doldurmayı hedeflemek hayati önem taşır.

Master, doktora veya uzmanlık tezi yazacak olanlar için işin en başındaki en önemli sorun; güncel öneme sahip, ilginç ve üzerinde çalışılmaya değer bir tez konusu bulabilmektir. Bir o kadar önemli diğer faktör de, o konuda size danışmanlık yapmayı isteyecek, bunun için size ileride yeterli vakti ayıracak/ayırabilecek ve konuyla ilgili yeterli temel bilgi ve deneyime sahip bir tez danışmanı bulabilmektir. Bu bakımdan, işe başlarken tezin taslağını çıkartıp temel hipotezi formüle etmeye çalışırken potansiyel/müstakbel bir danışmanın destek, öneri ve uyarılarını almak çok yararlı ve önemlidir. Başka bir deyişle, tez yazarken danışmanlık hizmetinden fiilen yararlanılacak öğretim üyesinin görüş ve yönlendirmeleri, dünyadaki diğer bütün öğretim üyelerinin görüş ve yönlendirmelerinden (bu blogdaki okuduğunuz tavsiyeler de dahil!) çok daha önemlidir.

İktisat öğrencileri için tez konusu ararken ve literatür taraması yaparken şu iki yazımdaki kaynak ve bağlantılardan yararlanılabilir:

Bu kaynaklar arasında özellikle “EconPapers“ın önemi oldukça büyüktür. Seçilecek konuda daha önceden yazılmış yeterince kaynak olup olmadığı EconPapers’ta yapılacak araştırmalarla kolaylıkla anlaşılır. Diğer önemli arşiv ve veri bankaları için yukarıdaki ilk linke bakabilirsiniz.

Tezinde ampirik bir sınama yapacak olanlar ise, ayrıca, şu iki sayfadaki kaynaklardan yararlanabilirler:
Sonuç olarak, üzerinde çalışacağınız konunun kendisinden çok, tez çalışmanızın size daha iyi iktisatçı olabilmeyi öğretip öğretmediği daha önemlidir. Çünkü, tez konunuz bir gün “eskise bile”, iyi bir danışmanın yönetiminde ilgili (önemli ve güncel) iktisadi analiz tekniklerinin ve kullanımlarının öğrenilmiş olmasıdır geriye kalacak olan. Tez konusunun ise, size geçici de olsa o alanda olabildiğince uzun bir süre (ulusal ve/veya) uluslararası düzeyde bir tür “monopol” (otorite/uzman) gücü sağlaması elbette büyük bir avantaj olacaktır.
.
İlk Yayınlanma Tarihi: 2015.02.27, 13:44, Paris
Son Güncelleştirme: 2015.02.27, 14:17, Paris

“Eşitsizlik” ve “Adaletsizlik”: Kısa Bir Kavramsal Not

Gelir, servet veya fırsat “eşitsizliği” ile gelir, servet veya fırsat “adaletsizliği” kavramları sanki ille de eşanlamlıymış gibi kullanılmamalıdır. Çünkü:

  1. Hem gelir, servet ve fırsat kavramlarının üçü arasında, hem de eşitsizlik ile adaletsizlik kavramları arasında (kısmen de olsa) farklılıklar vardır.
  2. Ancak, söz konusu bütün bu kavramlar birbirleriyle yakından ilişkilidir ve birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindedir.
  3. “Eşitsizlik” kısmen “adil”dir, kısmen de değil. Tıpkı “eşitlik”in de kısmen “adaletsiz” ve (ancak) kısmen “adil” olduğu gibi.

İyi/titiz iktisatçılar (ve dolayısıyla politikacılar ve gazeteciler de) bu ayrımlara ve etkileşimlere mutlaka dikkat ederler/etmelidirler.

Bütün bu nedenlerle, iktisat literatüründe son yıllarda, eşitsizliğin adil olan ve olmayan kısımlarının analitik olarak ayrıştırılmaya, hatta ampirik olarak ölçülmeye çalışılması sürpriz değildir. Bu araştırmalardan birkaçını aşağıdaki okuma önerileri arasında bulabilirsiniz.

Kavramları daha işin başında iyi tanımlayıp sonra onları kesinlikle aralarındaki olası farklılıkları dikkate alarak kullanmak, diğer bütün bilim alanlarında olduğu gibi iktisatta da hayati bir önem taşımaktadır. Eğer iktisadi kavramları (akademik) iktisatçılar özenli kullanmazsa, politikacıların ve gazetecilerin de aynı hataya düşmeleri hiç garipsenmemelidir.

 

Konuyla İlgili Bazı Okuma Önerileri

Almås, Ingvild et al. (2011): “Measuring unfair (in)equality

Checchi, Daniele; Vito Peragine; Laura Serlenga (2010.06): “Fair and Unfair Income Inequalities in Europe

Figueiredo, Erik (2011): “A Note on the Measurement of Unfair Inequality in Brazil

Hussey, Andrew; Michael Jetter (2014.09.09): “Long Term Trends in Fair and Unfair Inequality in the United States

Katwala, Sunder (2009.06.23): “When is inequality unfair?

Kibritçioğlu, Aykut (2013.06.22): “Bir Literatür Notu: ‘Türkiye’de Gelir Dağılımı’ (veya ‘Eşitsizlik’)

Kibritçioğlu, Aykut (2014.04.30): “Piketty (2013.09) Öncesi ve Piketty (2014.03) Sonrasında ‘İktisat (Politikası) Tartışmaları’: Seçilmiş Okumalar

 

İlk Yayın Tarihi: 2014.10.06, 14:03 (Twitter: akibritcioglu)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.10.07, 21:33

Türkiye’nin Dış Borçları Hakkında Birkaç Ek Gözlem (1970-2012)

Türkiye’nin dış borçları ile ilgili kısa bir değerlendirmemi daha önce bu blogda “Türkiye’nin IMF’ye ve Dış Dünyaya Olan Diğer Borçları Hakkında Bazı Gözlemler (1989-2013)” başlığıyla yayınlamıştım. Orada eksik kalan/bıraktığım bir yaklaşımı bu ek kısa yazı ile gidermek istiyorum. Bu kez, orada (zaman kısıtı nedeniyle) dikkate alamadığım Türkiye’nin “dış borç / milli gelir” göstergelerini, veri bir uluslararası ülkeler grubu içinde gözden geçireceğim. Kıyaslamalarda, dış borçlar konusunu, 2002’den bu yana iktidarda olan “Ak Parti” hükümetlerinin son zamanlarda sıkça tartışılan makroekonomik performansı açısından ele alacağım.

Dünya Bankası’nın World Development Indicators veri bankasında 1970-2011 dönemi için ulusal dış borç göstergeleri bulunan bütün ülkeler arasında (*) 2011 yılı için nominal mutlak düzeyi itibariyle en yüksek toplam dış borca sahip olan 11 ülke Şekil 1’de gösterilmiştir:

 

Şekil 1: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Toplam Dış Borçları (milyar dolar, 1970-2011)

S1_ToplanDisBorclar

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “External debt stocks, total (DOD, current US$)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Şekil 1’deki 11 ülkenin 2011 yılı verilerine göre, Türkiye’nin toplam dış borçları, BRIC ülkelerinden (Çin, Rusya Federasyonu, Brezilya ve Hindistan) hemen sonra beşinci büyüklük sırasında yer almaktadır.

Şekil 2’de, aynı 11 ülkenin 1970-2011 dönemi için “toplam dış borç stoku (nominal, dolar) / gayrisafi milli gelir (nominal, dolar)” oranları karşılaştırılmıştır. Şekil 2’ye göre, Türkiye’nin “toplam” dış borçlarının milli gelirine oranı 2001-2005 döneminde azalmış olmasına rağmen, diğer blog yazımda da belirttiğim gibi, özellikle “özel” kesimin 2008’den bu yana hızla artan dış borçları nedeniyle 2006’dan bu yana pek azalmamakta, büyük ölçüde “katılık” sergilemektedir. Öte yandan, Şekil 2’de, BRIC ülkelerinin toplam dış borçlarının (mutlak düzeyce çok yüksek oluşuna karşın) kendi milli gelirlerine oranının, son yıllarda genelde diğer ülkelerinkine göre oldukça düşük seyretmekte olduğu dikkat çekmektedir.

 

Şekil 2: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Toplam Dış Borçlarının Gayrisafi Milli Gelirlerine Oranı (yüzde, 1970-2011)

S2_TopDisBorc-GNI

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “External debt stocks (% of GNI)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Toplam dış borçların milli gelire oranının yanı sıra, ülkelerin toplam dış borçları içinde kısa vadeli olan kısmının tuttuğu paylara da bakmak yararlı olabilir. Nitekim, bu oranın yüksekliği veya zamanla yükseliyor olması, ilgili ülkenin iktisat politikası karar alıcıları açısından “alarm verici” (veya en azından uyarıcı) bir nitelikte olacaktır. Şekil 3’teki karşılaştırmaya göre, Türkiye 2011 yılı itibariyle Çin hariç diğer dokuz ülkeden daha yüksek bir orana sahiptir ve ülkenin “kısa vadeli dış borç / toplam dış borç oranı” 2003’ten bu yana, 2006, 2007 ve 2009 yılları hariç genelde bir artış sergilemiştir. Bu bakımdan, Şekil 3’te, söz konusu oranın Türkiye’nin 1975-2002 yıllarındaki bilinen ekonomik/finansal kriz dönemleri öncesindeki seyrine de dikkat edilmesi kesinlikle yerinde olacaktır. Zira, tek bir gösterge yaklaşan bir krizin habercisi ol(a)masa ve hatta makroekonomik temel büyüklükler genelde hiç de bozuk değilken bile ülkeler bir anda finansal/ekonomik krize sürüklenebildikleri halde, yine de, krizler öncesindeki kısa vadeli dış borç artışlarına mutlaka dikkat emek gerekir.

 

Şekil 3: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Kısa Vadeli Dış Borçlarının Toplam Dış Borçları İçindeki Payı (yüzde, 1971-2011)

S3_KisaVade-ToplamDisBorc

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “Short-term debt (% of total external debt)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Şekil 4’te, eğer yüksekse veya yükseliyorsa, bizim için yine dikkat edilmesi gereken başka bir (uyarıcı) gösterge niteliğinde olacak olan “kısa vadeli dış borçların toplam uluslararası rezervlere oranı” gösterilmiştir. Aşağıdaki şekile göre, Türkiye’nin 1993’ten sonra bu oranı bir hayli düşürdüğü, ama 2010-2011 yılları itibariyle yine de 11 ülke arasında en yüksek kısa vadeli dış borç (toplam rezervlere göre) oranına sahip iki ülkeden biri olduğu görülmektedir.

 

Şekil 4: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Kısa Vadeli Dış Borçlarının Toplam Rezervlerine Oranı (yüzde, 1971-2011)

S4_KVdisBorc-TopRezerv

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “Short-term debt (% of total reserves)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Bu noktada, dikkate alınan 11 ülkenin yıllık dış borç faiz ödemelerinin gayri safi milli gelirlerine göre nasıl seyretmekte olduğuna da bakılması faydalı olabilir. Şekil 5’e göre, Türkiye Kazakistan ve Ukrayna’nın ardından Romanya ile birlikte, nispeten yüksek dış borç faiz ödemesi (gayrisafi milli gelirine oranla) gerçekleştirir durumdadır. Burada, Türkiye’de söz konusu oranda 2002-2005 döneminde sağlanan düşüş (iyileşme) dikkat çekicidir.

 

Şekil 5: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Yıllık Dış Borç Faiz Ödemelerinin Gayrisafi Milli Gelirlerine Oranları (yüzde, 1970-2011)

S5_DisBorFaizOdemeleri-GNI

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “Interest payments on external debt (% of GNI)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Türkiye’de son yıllarda, maalesef, özellikle iktisatçı olmayan ve/veya ciddi ekonomik konulara partizanca yaklaşmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar tarafından, “özel sektör” dış borçlarını Türkiye’nin “toplam” dış borçlarına dahil değilmiş veya aslında dahil edilmemeliymiş gibi algıla(t)ma anlayışının/çabasının yaygınlaştı(rıldı)ğı görülmektedir. Bunun sebebi, muhtemelen, “toplam” dış borçlar içindeki payı ve mutlak düzeyi itibariyle 2002’den bu yana genelde azalmakta olan kamu kesiminin bu başarısının gölgelenmesini önlemek çabası olabilir. Oysa ekonomik konulara partizanca yaklaşmamayı tercih eden pek çok ikitsatçı, zaten hem “toplam”, hem “kamu” hem de “özel sektör” dış borçlarının düzey ve seyrini ayrı ayrı ve bir arada dikkate alarak birtakım yararlı değerlendirmeler yapmakta ve varsa iktisat politikası uyarılarını dile getirmektedirler. Bu konuya, dış borçlarla ilgili önceki yazımda da değinmiştim.

Dünya Bankası’nın WDI veribankasındaki tanıma göre, bir ülkenin toplam dış borcu için şu eşitlik dikkate alınmaktadır:

Toplam Dış Borç Stoku = A + B + C + D

AKısa Vadeli Dış Borç Stoku (External debt stocks, short-term (DOD, current US$))

B: Kamu Kesimi ve Kamu Garantisini Haiz Dış Borç Stoku (External debt stocks, public and publicly guaranteed (PPG) (DOD, current US$))

C: Özel Kesimin Kamu Garantisini Haiz Olmayan Dış Borç Stoku (External debt stocks, private nonguaranteed (PNG) (DOD, current US$))

D: IMF Kredisi Kullanımları (Use of IMF credit (DOD, current US$))

Burada, Dünya Bankası, kamu ve özel kesim borçlarını istatistiksel olarak birbirinden ayrıştıramadığı için, kısa vadeli dış borç stokunu (A) “toplam” büyüklük olarak yayınlamaktadır. Bu durumda, B ve C değişkenlerinin ikisi de sırasıyla kamu ve özel kesimin sadece “uzun vadeli” borçlarından oluşmaktadır.

Mevut incelemede dikkate alınan 11 ülke için “uzun vadeli” kamu kesimi dış borçlarının (kamu garantisini haiz olanlar dahil) toplam dış borçların içindeki paylarının 1970-2011’deki gelişimi Şekil 6’da gösterilmiştir. Şekile göre, ülkelerin neredeyse tamamının (uzun vadeli) kamu kesimi borçları (toplam borçlarına kıyasla) “1980’lerin sonlarından itibaren” genelde ciddi azalışlar göstermiştir. Bu arada, Türkiye’nin toplam dış borçları içinde kamu kesiminin uzun vadeli dış borçlarının payındaki azalmanın da, sadece son 10-11 yıla değil, 1990-2011 döneminin tamamına ilişkin genel bir azalma olduğu ve 2009-2011 yıllarında ulaşılmış olan düzey itibariyle 11 ülkelik grupta Türkiye’nin kamu kesiminin uzun vadeli dış borçların azaltılması alanındaki performansının “vasat” olduğu dikkat çekmektedir. Nitekim, örneklemdeki 10 ülkenin beş tanesinde söz konusu oran, 1980’lerin sonlarından bu yana Türkiye’dekinden daha fazla, diğer beş ülkedekinde ise daha az düşüş göstermiştir.

 

Şekil 6: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Toplam Dış Borçları içinde Kamu Kesiminin ve Kamu Garantisine Sahip Uzun Vadeli Dış Borçların Payı  (yüzde, 1970-2011)

S6_KamuDisBorclari-ToplamDisBorclar

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “External debt stocks, public and publicly guaranteed (PPG) (DOD, current US$)” ve “External debt stocks, total (DOD, current US$)” başlıklı veriler; AK’nin çizimleri.

 

İncelenen ülkelerdeki özel kesimlerin uzun vadeli dış borçlarının gelişimleri Şekil 7’de gösterilmiştir. Bu şekil, Türkiye’de, özellikle 2004-2008’de diğer 10 ülkenin pek çoğunun uzun vadeli özel dış borçlarından çok daha hızlı bir artışın gerçekleştiğini göstermektedir.

 

Şekil 7: Türkiye’nin ve Seçilmiş 10 Ülkenin Özel (Uzun Vadeli) Dış Borçları (milyar dolar, 1971-2011)

S7_OzelDisBorclar

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“, “External debt stocks, private nonguaranteed (PNG) (DOD, current US$)” başlıklı veriler, AK’nin çizimleri.

 

Yukarıda sözü edilen tanıma göre Dünya Bankası veribankasından alınmış Türkiye verilerini Şekil 8’deki gibi özetleyebiliriz:

 

Şekil 8: Türkiye’nin Toplam ve Bileşenleri İtibariyle Dış Borçlarının Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) Oranları  (yüzde, 1971-2011)

S8_TR-DisBorc-GSYH-Oranlari_1971-2011

Kaynak: Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“; AK’nin hesaplama ve çizimleri.

 

Şekil 8’deki geniş zaman dilimine ait dış borç / GSYH göstergelerine göre, Türkiye’nin özellikle 1976-1986 döneminde hızla artan toplam dış borçlarının (kırmızı eğri) kalıcı biçimde düşürülmesinin bir türlü başarılamadığı anlaşılmaktadır. Oysa, 1978-1980, 1993-1994 ve 2000-2001 dönemlerinde yaşanan büyük eknomik-finansal krizlere rağmen kamu kesiminin (uzun vadeli) dış borçlarının GSYH’ya oranı (yeşil eğri) 1988-2011 döneminin genelinde aksamalarlar da olsa düşürülebilmiştir. Ancak, özel kesimin uzun vadeli dış borçlarında (GSYH’ye oranla) (mavi eğri) 1991’den bu yana ciddi artışlar yaşanmakta ve buna, her iki kesimin ağır ağır artan kısa vadeli borçlanmaları (GSYH’ye oranla) (kahverengi eğri) eşlik etmektedir. Türkiye’nin dış borçlanmasının sektörel bileşiminde 1970’lerin ikinci yarısından bu yana yaşanmakta olan değişim,

Dünya Bankası’nın kısa vadeli dış borç verilerinin toplulaştırılmış olarak yayınlanıyor olması nedeniyle yeterince net anlaşıl(a)mıyor olabilir. Türkiye’nin (Hazine Müsteşarlığı’nın) karşılaştırılabilir dış borç verileri 1971 yerine sadece 1989’a dek geri gitmektedir. Fakat o verilerde kamu-özel ayrımı net biçimde yapıldığı için,

Toplam Brüt Dış Borç Stoku = Kamu Sektörü Brüt Dış Borç Stoku + Özel Sektör Dış Borç Stoku + TCMB’nin Dış Borç Stoku (**)

sınıflandırmasına göre yayınlanan resmî dış borç verileri yardımıyla hazırladığım Şekil 9’a da kısaca bakarak incelemeyi tamamlayabilirim.

 

Şekil 9: Türkiye’nin Toplam ve Bileşenleri İtibariyle Dış Borçlarının Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) Oranları  (yüzde, 1989-2012)

S9_TR-DisBorc-GSYH-Oranlari_1989-2012

Kaynak: Dış borç verileri için Hazine Müsteşarlığı; GSYH verileri için Dünya Bankası, “World Data Bank“, Database: “World Development Indicators“; AK’nin hesaplama ve çizimleri.

 

Şekil 9’a göre, 1989-2012 döneminde Türkiye’de “kamu” kesiminin dış borçlarının GSYH’ya oranı genel bir azalış trendi sergilerken, “özel” kesiminkiler artış trendi göstermektedir. Sonuçta, 2002-2005 dönemindeki ciddi “toplam” dış borç (GSYH’ya oranla) azalmasına rağmen, 1989 yılına göre 2012’de Türkiye’nin dış borçlarının GSYH’ya oranının çok daha yüksek bir düzeyde olduğu açıkça görülmektedir. Şekil’e Ak Parti hükumetleri açısından bakıldığında, kamu kesiminin 2002-2008 dönemindeki başarılı perfomansı 2006’dan bu yana aynı hızda sürdürülememekte ve kamunun dış borçlarının oranı aynı düzeylerde seyrederken, Türkiye’nin toplam dış borçlarının GSYH’ya oranı özel sektör borçlanmaları nedeniyle 2005’ten itibaren yeniden yavaş yavaş artmaktadır.

Dünya Bankası’nın “Dünya Kalkınma Göstergeleri” veritabanındaki en yüksek dış borca sahip 11 ülkenin seçilmiş dış borç göstergelerini kullanarak yaptığım bu kısa incelemenin ve son aylarda bu blogda Türkiye ekonomisi hakkında yayınladığım diğer bazı yazılarımın (örneğin: 2013.06.14, 2013.07.16 ve 2013.09.20) önemli bir ortak sonucu, bence, Türkiye’de 2005-2006 yıllarından bu yana (2002-2005 yıllarındakinin aksine) bir türlü yeterli makroekonomik iyileşmenin gerçekleşmiyor, hatta bazı makroekonomik bozulma/kötüleşme sinyallerinin gelmeye başlamış olmasıdır. Bunun çeşitli muhtemel sebeplerine gerek bu blogdaki diğer bazı yazılarımda, gerekse örneğin 2011 tarihli bir yayınlanmış kongre bildirimde değinmiştim.

Kanımca, artık mevcut hükumetin 2007-2013 dönemindeki genel makroekonomik performansının kendisi tarafından da çok kapsamlı ve ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutulması ve bu analizler yardımıyla yeni iktisat politikası demetleri tasarlanarak uygulamaya koyulması gerektiği tarafgir davranmayan herkesin kolayca kabul edebileceği bir gerçektir. Mevcut ve yakın gelecekte yaşanması muhtemel olan dış ekonomik (ve siyasi) gelişmelerin/şokların Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinini de hesaba katarak, içeride aksayan veya yetersiz kalan ekonomi politikası uygulamalarının ivedilikle teşhis edilmesi ve bunların bir an önce değiştirilmesi/iyileştirilmesi elzemdir.

Türkiye’de ekonomi yönetiminden sorumlu olan politikacıların (ve üst düzey ekonomi bürokratlarının) bu ve benzeri tarafgirlikten uzak ve akademik eleştiri ve uyarılar karşısında tahammüllü, serinkanlı ve önyargısız davranarak söylenenlere biraz kulak vermeleri ve yaklaşan 2014-2015 seçimleri öncesinde bütün mevcut iktisat politikalarını (ortaya koyulan bazı uzun vadeli hedefler de dahil) bir bütün olarak kendilerinin de gözden geçirmesi ve gereken değişiklikleri bir an önce yapmaya girişmesi büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü iktisat politikası tasarım ve uygulamalarında gereksiz rekabet/alınganlık/başarısızlık hissi yaşamadan yapılacak değişiklik ve iyileştirmeler, sonuçta, önümüzdeki yerel ve genel seçimlerde hangi partiye oy verecek olursa olsun ve seçimlerde hangi siyasi parti(ler) başarılı olacak olursa olsun, Türkiye’deki bütün seçmenlerin ve vatandaşların iyiliğine olacaktır.

 

 

(*): Dünya Bankasının WDI veribankasında toplan 214 ülke veya ülke grubuna ait veri bulunmakta, bunlardan 128 tanesine ait çeşitli dış borç göstergeleri arşivlenmiş durumdadır. Dünyadaki bütün ülkelerin borçluluk göstergeleri hakkında daha kapsamlı veri bulmak isteyenler, özellikle ABD ve Kanada gibi gelişmiş ekonomilerin de dış borç göstergelerini merak edenler, internetten şu adreslerdeki verilere ve veri kaynaklarına (da) başvurabilirler: bir, iki, üç, dört, beş ve altı. Öte yandan, Dünya Bankası veri bankasındaki dış borç verileri şu anda maalesef 2012 yılını ve 2013’ün ilk altı aylık dönemini kapsamamaktadır. Ancak yine de, bu yazıdaki egzersizin yararlı olacağını düşünüyorum.

(**) “Brüt” dış borç verilerinin yanı sıra “net” dış borç verilerinin de dikkate alınması elbette çok yararlı olabilirdi. Ancak, Türkiye’de “net” dış bor stoku verileri düzenli/periyodik olarak yayınlanmadığı ve bütün kesimler için bu konuda güvenilir ve yeterince uzun zaman serileri bulunmadığı için, bu incelemede, var olan “net” dış borç tahminlerini dikkate almıyorum.

 

İlk Taslak: 2013.09.29, 09:05 (Paris)
Son Güncelleştirme: 2013.10.03, 03:01 (Paris)

 

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?

ITD-201307-08_33-34

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Temmuz-Ağustos 2013 sayısında (Sayı 33-34, s. 7-17) çıktı. Makaleye buraya tıklayarak pdf formatında ulaşabilirsiniz.

Bu makale, daha önce Prof. Dr. Dani Rodrik ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Twitter ortamında yaşanan bir tartışmayla ilgili olarak bu günlükte “İktisat öğrencileri için Rodrik-Şimşek tartışmasını (15-19 Haziran 2013) izleme ve anlama kılavuzu” başlığıyla yayınladığım yazının gözden geçirilip kısmen güncelleştirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Yayınlanan makalede, günlük yazısındakinden farklı olarak 2002-2012 dönemine ilişkin bazı iktisadi büyüme hesaplamalarına da yer verdim ve bunları tartışmanın taraflarının argümanlarıyla ilişkilendirdim. Bu sayede, tartışmanın anlaşılırlığının biraz daha arttığını ümit ediyorum.

İTD’nin aynı sayısında, ayrıca, bu konuyla ilgili başka üç makale daha yayınlanmış:

Dergiyi bir bütün olarak edinmek isterseniz, buraya veya buraya tıklayarak İTD’yi bulabileceğiniz yerlerin bir listesine ulaşabilirsiniz. Eğer derginin eski sayılarına da ulaşmak istiyorsanız, belki internetten topluca sipariş vermeyi düşünebilirsiniz: İdefix, D&R, Kitap Yurdu, vb. veya Efil Yayınevi. (Ankara’da yaşayanlar, derginin son sayısına en kolay Kızılay’daki Dost Kitabevi’nden ulaşabilirler.)

İTD’nin son sayısında kapak konusu olan “Milli Gelir Tartışmaları” hakkında ek okuma yapmak istiyorsanız, size şu söyleşiyi de okumanızı önerebilirim:

Son olarak, eğer yukarıda sözünü ettiğim makalemi okursanız/okuduysanız, sonra buraya tıklayarak bir de bağlantıdaki interaktif grafiği incelemenizi öneririm. Bu grafikte, 1980’den 2011’e doğru Türkiye ekonomisinin nominal ve reel terimlerle büyüme performansları uluslararası bir çerçevede birbirleriyle kıyaslanıyor.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.07.16, 22:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.06.15, 18:49 (Paris)

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler

ITD-201305-06_31-32

Akademik İktisatçıların Siyaset ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Mayıs-Haziran 2013 sayısında (Sayı 31-32, s. 19-24) çıktı.

Daha önce, İTD’nin bu sayısını edinip makalemi okuduysanız, konuyla ilgili ek kaynak ve tartışmalar için, bu günlükte daha önce “İktisat(çılar), Siyaset(çiler), Ekonomi Politikaları, Akademik Etik ve Toplum” başlığıyla yayınlanan yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.05.27, 10:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2013.07.16, 21:00 (Paris)