Türkiye’de “Para İkamesi” Yeniden Mi Canlanıyor?

Türkiye’de “para ikamesi“nin (currency substitution) boyutlarını ölçmek ve izlemek için en çok kullanılan göstergelerden biri “döviz tevdiat hesaplarının M2 para arzına” (veya Aralık 2005 öncesinde M2Y para arzına) oranı”dır. Uygulanan başarılı dezenflasyon politikaları sayesinde Şubat 2002 – Haziran 2004 döneminde hızla düşen enflasyon sonucunda, Türk lirasına olan güven yeniden tesis edilmiş ve böylece yerli ekonomik aktörlerin değer saklama ve/veya mübadele aracı olarak yabancı para birimlerine yönelişleri çok büyük ölçüde geriletilmişti. Bu arada, 1 Ocak 2005 tarihinde Türk lirasından altı sıfır atıldığını ve 1 Mart 2012’de Türk lirası için uluslararası geçerliliği olan bir simgenin kullanıma girdiğini de hatırla(t)mak gerekir. 2002-2004 dezenflasyon sürecinde sağlanan söz konusu başarının büyüklüğü, aşağıdaki şekildeki “yeşil” (enflasyon) ve “kırmızı” (para ikamesi) eğrilerin peşpeşe  keskin birer azalma eğilimi sergilemiş olmalarından anlaşılmaktadır:

Para-Ikamasi_1986-01-2014-01

Şekildeki “para ikamesi” (Pİ) göstergesi, Ekim 2001’deki % 59.5’lik zirve değerinden, Ocak 2011’deki gibi % 26.3’lük görece düşük bir değere kadar geriledi.  Fakat son haftalarda; aslında Mayıs 2013’te başlayan ve özellikle de 17 Aralık 2013’ten itibaren iyice hızlanan nominal döviz kuru artışlarının etkisiyle ve son dönemlerde giderek daha sık dile getirilir olan enflasyonun artacağı yönündeki beklentilerle uyumlu bir biçimde, döviz tevdiat hesaplarında Temmuz 2013 – Ocak 2014 döneminde çok ciddi bir genişleme yaşandığına ilişkin gazete haberleri de hızla artmaya başladı. (Bu noktada, aslında ABD doları cinsinden toplam (nominal) döviz tevdiat hesaplarının 1986-2014 döneminin genelinde neredeyse kesintisiz bir yükseliş trendi içinde olduğuna dikkat etmek gerekiyor.)

Yukarıdaki şekildeki Pİ göstergesinin (kırmızı eğrinin) son aylarda hızla yükselme eğilimine girmiş olması, her ne kadar (bu kısa notta yapıldığı gibi) geniş bir zaman dilimi dikkate alındığında (henüz) ortada paniğe kapılmaya yol açacak ölçülerde (Ocak 2014’teki Pİ = %32.2) bir “para ikamesi” canlanması yaşandığı anlamına gelmese de, yine de bu artışın ekonomi politikası karar alıcı ve uygulayıcıları tarafından mutlaka yakından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira, Türkiye 2014-2015 yıllarındaki kritik yerel ve genel seçimler arifesinde, bir yandan  28 Haziran 2013’teki “Gezi Parkı olayları“ndan bu yana hızla ağırlaşan bir “siyasi kriz” dönemi yaşıyor, diğer yandan da “sıcak para” bağımlılığının yüksek olması nedeniyle kırılgan bir yapıya sahip olduğu uluslararası finans çevrelerince 2013 yılı yaz aylarından bu yana sıkça dile getirilen Türkiye ekonomisinin yeni bir finansal krize doğru sürükleniyor olabileceğine ilişkin kanaatler son aylarda çok daha fazla dile getirilir oldu.

Döviz tevdiat hesaplarına yöneliş şimdilik sınırlı gibi gözükse de; yaşanmakta olan büyük siyasi gerginlik ve ekonomik-finansal istikrarsızlık/belirsizlik ortamında eğer yerli ekonomik aktörlerin geleceğe dönük beklentileri gerçekten de gün be gün kötüleşmeye devam ediyor olmasa, döviz kurlarının zaten büyük bir artış göstermekte olduğu böyle bir dönemde (22 Mayıs 2013’ten bu yana) yine de hızla döviz biriktirmeye yönelmeyi herhalde akıllarından geçirmezlerdi. Bu önemli uyarı sinyalini hiç de küçümsememek gerekiyor. Çünkü ne zaman ve nerede yaşanmış olursa olsun, finansal krizlerin gelişiminde/oluşumunda ekonomik aktörlerin beklentilerinin ihmal edilmemesi gereken ölçüde kritik bir role sahip olabildiklerini çoktandır oldukça iyi biliyoruz.

 

İlgili ve Yararlı Bazı Okuma Önerileri:

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.02.04, 01:23
Son Güncellenme Tarihi: 2014.04.11, 23:25
[Twitter: akibritcioglu]