Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?

ITD-201307-08_33-34

Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012’de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı makalem, Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak editörlüğünde yayınlanmakta olan İktisat ve Toplum Dergisi‘nin (İTD) Temmuz-Ağustos 2013 sayısında (Sayı 33-34, s. 7-17) çıktı. Makaleye buraya tıklayarak pdf formatında ulaşabilirsiniz.

Bu makale, daha önce Prof. Dr. Dani Rodrik ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Twitter ortamında yaşanan bir tartışmayla ilgili olarak bu günlükte “İktisat öğrencileri için Rodrik-Şimşek tartışmasını (15-19 Haziran 2013) izleme ve anlama kılavuzu” başlığıyla yayınladığım yazının gözden geçirilip kısmen güncelleştirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Yayınlanan makalede, günlük yazısındakinden farklı olarak 2002-2012 dönemine ilişkin bazı iktisadi büyüme hesaplamalarına da yer verdim ve bunları tartışmanın taraflarının argümanlarıyla ilişkilendirdim. Bu sayede, tartışmanın anlaşılırlığının biraz daha arttığını ümit ediyorum.

İTD’nin aynı sayısında, ayrıca, bu konuyla ilgili başka üç makale daha yayınlanmış:

Dergiyi bir bütün olarak edinmek isterseniz, buraya veya buraya tıklayarak İTD’yi bulabileceğiniz yerlerin bir listesine ulaşabilirsiniz. Eğer derginin eski sayılarına da ulaşmak istiyorsanız, belki internetten topluca sipariş vermeyi düşünebilirsiniz: İdefix, D&R, Kitap Yurdu, vb. veya Efil Yayınevi. (Ankara’da yaşayanlar, derginin son sayısına en kolay Kızılay’daki Dost Kitabevi’nden ulaşabilirler.)

İTD’nin son sayısında kapak konusu olan “Milli Gelir Tartışmaları” hakkında ek okuma yapmak istiyorsanız, size şu söyleşiyi de okumanızı önerebilirim:

Son olarak, eğer yukarıda sözünü ettiğim makalemi okursanız/okuduysanız, sonra buraya tıklayarak bir de bağlantıdaki interaktif grafiği incelemenizi öneririm. Bu grafikte, 1980’den 2011’e doğru Türkiye ekonomisinin nominal ve reel terimlerle büyüme performansları uluslararası bir çerçevede birbirleriyle kıyaslanıyor.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.07.16, 22:00 (Paris)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.06.15, 18:49 (Paris)

İktisat Öğrencileri İçin Rodrik-Şimşek Tartışmasını (15-20 Haziran 2013) İzleme ve Anlama Kılavuzu

 

NOT: Eğer aşağıdaki yazının daha güncel, geniş ve pdf formatındaki versiyonunu okumak isterseniz, “Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası 2002-2012′de Ne Kadar Büyüdü?” başlıklı başka bir günlük yazımda belirtilen bağlantıyı (pdf) kullanabilirsiniz.

Her şey bir bakıma, 28 Mayıs 2013’te İstanbul’daki “Gezi Parkı protestoları” Türkiye’nin geneline yayılarak hâlâ sürmekteyken, 8 Haziran 2013 tarihli The Economist dergisinde kapak konusu olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın protestolarla ilgili politik yaklaşımlarının demokratik olup olmadığının seçilmiş olması ve o sayıda yer alan Türkiye ile ilgili makalelerden birinde belirtilen bir ekonomik verinin sonradan dergi yönetimi tarafından “düzeltilmesi” ile başladı:

 

Şekil 1: 8 Haziran 2013 Tarihli The Economist Dergisinin Kapağı

The Economist (European edition: 2013.06.08)

 

Kaynak

 

The Economist’te çıkan “Yeni genç Türkler” başlıklı makale ile ilgili düzeltme, 14 Haziran 2013’te duyurulup yazının internet versiyonunun sonuna şu şekilde bir not olarak eklendi:

“Turkey’s GDP per person had tripled in the past ten years. This was true only in nominal terms. In real terms, GDP per person has risen by just 43%. Sorry. This was corrected on June 14th 2013.” (Kaynak/Twitter)

Yani Dergi, Türkiye’de son 10 yılda üçe katlandığını belirttiği “kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla”nın (GSYİH; gross domestic product, GDP) aslında reel (sabit fiyatlarla) değil, nominal (cari fiyatlarla) kişi başına GSYİH olduğunu açıklama ve aynı değişkendeki reel artışın yüzde 43 ile sınırlı olduğunu belirtme ihtiyacı duymuştu. Twitter’daki bir yazışmaya göre, The Economist‘in bu düzeltmesinin, aslında Prof Dr. Vefa Tarhan‘ın söz konusu makalenin ilk haliyle ilgili bir yorumu üzerine yapıldığı anlaşılıyordu.

The Economist‘in söz konusu düzeltmesi, bir gün sonra, yani 15.6.2013’te (13:09) Harvard Üniversitesi’nden Prof Dr. Dani Rodrik‘in (IAS) şu tweet’ine konu oldu:

 

20130615-1309_Rodrik

 

İşte Rodrik’in bu mesajından sonra, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, The Economist‘in düzeltmesini (özetle) doğru bulmadığını belirtmesi üzerine, bugün artık pek çok kişinin haberdar olduğu aşağıdaki şu yazışma/tartışma ortaya çıktı:

 

20130615-1309a_Rodrik-Sımsek
20130615-1309b_Rodrik-Sımsek
20130615-1309c_Rodrik-Sımsek
20130615-1309d_Rodrik-Sımsek
Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3, Twitter 4 (2013.06.15)

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanı ile dünyaca ünlü bir Türk iktisat profesörü arasında internet ortamında herkese açık bir biçimde yaşanan bu sert tartışma, doğal olarak (sosyal) medyada geniş yankı buldu. Bakan Mehmet Şimşek, daha sonra, 19.6.2013 Çarşamba günü Uğur Gürses’in (2013.06.18) ve Ege Cansen’in (2013.06.19) Rodrik’i destekleyen eleştirel birer yazısı üzerine tartışmayı tekrar (fakat bu sefer büyük ölçüde tek yanlı biçimde) canlandırdı:

(Lütfen yazışmayı aşağıdan yukarı doğru, yani zaman sırasına göre okuyunuz):

 

20130619a-Sımsek
20130619b-Sımsek
20130619c-Sımsek

Kaynak: Twitter 1, Twitter 2, Twitter 3 (2013.06.19, 10:50-11:54)

 

Aslına bakarsanız, Türkiye ekonomisinin 2002’den bu yana “mucizevi bir büyüme performansı” sergilediğine ilişkin yurt içi ve dışındaki yaygın kanaat (birkaç örnek: 2012.10.162012.09.11) hakkındaki kuşkular ve eleştiriler, pek de yeni sayılmaz. Çeşitli iktisatçılar ve ekonomi köşe yazarları bu konudaki itirazlarını zaten uzunca bir süredir dile getiriyorlardı ve Rodrik-Şimşek tartışmasından sonra da açıklamaya devam ediyorlar. Son dönemdeki eleştirel yaklaşımlara örnek olarak Selim Somçağ (2010.09.12), Erinç Yeldan (2011.04.062013.03.27, 2013.06.12), Vefa Tarhan (2012.08.21), Ege Cansen (2013.06.08), Fatih Özatay (2012.02.18, 2013.06.20), Dani Rodrik (2013.06.20) ve Emre Deliveli’nin (2013.06.21) bağlantılarını verdiğim yazılarını okuyabilirsiniz.

Dani Rodrik ile Mehmet Şimşek arasında ortaya çıkan hararetli tartışma, iktisatçı olmayanların kafasını karıştırabilecek nitelikte ve canlılığını hâlâ koruyor. Hürriyet Gazetesi’nden Barış Balcı 20.06.2013’te bu konuda bir haber yazısı (internet/gazete) hazırladı. Fakat bazı kişilerin (iktisat öğrencileri dahil) kafası (sanıyorum) hâlâ biraz karışık durumda. Bu nedenle, konunun daha rahat anlaşılabilmesi ve takip edilebilmesi için mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bazı hususları aşağıdaki gibi iki başlık altında özetlemek istiyorum.

Eğer tartışmada kimin (daha) haklı olduğu konusundaki açıklama ve kanaatime bir an önce ulaşmak için sabırsızlanıyorsanız, birinci bölümdeki açıklamayı atlayıp doğrudan doğruya ikinci bölüme de geçebilirsiniz. (Ama eğer henüz bir iktisat öğrencisiyseniz, mutlaka daha sonra geri dönüp uygun bir vaktinizde birinci bölümü de okumanızı tavsiye ederim.)

 

1. Uzun-Kısa Vadeli Büyüme Arasındaki Fark

 

Rodrik ile Şimşek arasındaki tartışmanın üzerine kurulu olduğu “büyüme” kavramının asla gözden kaçırılmaması gereken bir özelliği var. Önce o konuya değinelim, ki böylece söz konusu tartışma da daha iyi anlaşılabilsin ve değerlendirilebilsin.

İktisat öğrencilerinin, üniversitelerde “İktisadi Büyüme” (Economic Growth) veya “Büyüme Teorileri” gibi adlarla verilmekte olan derslerde karşılaştıkları “büyüme”, “uzun vadeli büyüme”dir (long run growth); yani yine temel makroiktisadi konular arasında yer alan “kısa vadeli büyüme” (short run growth) kavramından ve para ve maliye politikalarının reel hasıla üzerindeki etkililiği tartışmasından oldukça farklıdır.

Adam Smith, David Ricardo, Karl Marx, Roy F. Harrod, Evsey Domar, Robert M. Solow, Paul Romer ve Robert E. Lucas gibi çeşitli iktisatçıların geliştirdikleri büyüme modellerinde büyümenin temel belirleyicileri olarak kurumlar, teknolojik gelişme, beşeri sermaye, fizikî sermaye, (vasıfsız) işgücü ve girişimci gibi çeşitli üretim faktörleri ele alınır. Zaten bütün bu belirleyicilerin miktar ve/veya kaliteleri ancak uzun dönemde artırılabileceği/yükseltilebileceği için bu modeller “uzun vadeli” büyüme modelleri olarak kabul edilir. (Belki kaba bir yaklaşımla, bunu, bir firmanın üretim ölçeğinin/kapasitesinin ancak uzun vadede genişletilebilir olmasına benzetebiliriz.) Oysa kısa vadeli iktisadi büyümeyi, kısa dönemde genelde toplam talep unsurlarının (özel tüketim ve yatırım harcamaları ile kamu harcamaları gibi) belirlediği kabul edilir. (Yine çok kaba bir yaklaşımla, bir ülkeyi bir firmaya benzetecek olursak, firmanın mevcut üretim ölçeğinin güncel kullanım derecesindeki (talep kökenli) artışları, kısa vadeli büyüme olarak kabul edebiliriz.)

Teorik olarak yaklaşıldığında, bir ekonominin kısa ve uzun vadeli büyümesini birbirinden ayrıştırmak pek de sorun oluşturmaz. Örneğin bir ülkenin üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin sabit olduğunu (yani belirleyicilerinin miktar ve kalitesinin veri olması anlamında o ekonomide hiç uzun vadeli büyüme gerçekleşmediğini) ve fakat ekonomide tam ve/veya etkili çalışma durumu olmadığını (ilgili eğriler üzerinde olmadığımız için “eksik istihdam dengesi”nde bulunduğumuzu) varsayarak, özellikle toplam talebi artırıcı politikalar sayesinde ekonominin ne ölçüde bu eğrilerin ima ettiği tam istihdam üretim düzeyine doğru itilebileceğini araştırırsak, bu bir kısa vadeli büyüme analizi olur. Tersine, aynı ekonomide tam ve etkili istihdam koşullarının sağlanmış olduğunu (yani üretim olanakları eğrisinin veya uzun dönem toplam arz eğrisinin üzerindeki bir noktada bulunduğumuzu) varsayarsak, analizimiz uzun vadeli büyüme analizi niteliğine bürünür. Çünkü artık, o üzerinde bulunduğumuz üretim olanakları veya uzun dönem toplam arz eğrisinin kendisini bir bütün olarak dışarı/ileri kaydırabilecek temel faktörler (kurumlar ve teknoloji gibi) ve ilgili iktisat politikaları üzerinde duruyoruz demektir.

Uygulamada ise, bir ülkenin belirli bir yıldaki kişi başına reel gelir düzeyinin belirli bir dönemdeki (genelde bir önceki yıla göre) artışından söz edildiğinde, burada kast edilen büyüme, teorik anlamda kısa vadeli ve/veya uzun vadeli büyümenin belirleyicileri tarafından yaratılıyor olabilir. İşte Rodrik-Şimşek tartışmasında üzerinde konuşulan büyüme meselesi, bir yandan kısa vadeli, diğer yandan da uzun vadeli bir niteliğe sahiptir. Tartışmada taraflarca karşı karşıya koyulan argümanların haklılığı üzerinde düşünürken aslında sonucu etkilemeyecek olsa da, (genelde derslerde açıklanması ihmal edilen) bu hususun da mutlaka akılda tutulmasının (özellikle iktisat öğrencileri açısından) çok yararlı olacağını düşünüyorum.

 

2. Tartışmada Kim Haklı? Niçin Haklı? Ne Ölçüde Haklı?

 

Cari fiyatlarla (yani nominal veya parasal) GSYİH’daki artışlar, hem “fiyat” hem de “üretim miktarı” artışlarının etkisini içerir. Yani nominal (veya parasal) GSYİH bir “değer” ölçüsü olduğu ve genel kural olarak “değer = fiyat × miktar” olduğu için, (i) bir ülkenin GSYİH’sındaki mutlak düzey veya kişi başına terimler cinsinden artışların “zaman içindeki” seyrini veya (ii) belirli bir zaman noktasında veya zaman içinde “başka ülkelerinkine göre” nispi durumunu/gelişimini değerlendirebilmek amacıyla, ülkelerin cari fiyatlarla GSYİH artışlarının mutlaka ilgili ülkelerdeki fiyat düzeylerinin artışlarının etkisinden arındırılması (“deflate” edilmesi) gerekir. Zaman içinde belirli bir ülkede veya belirli bir an veya dönemde başka ülkelerdekine göre düzeyi veya artışları kıyaslanacak olan şey “miktar = değer / fiyat” büyüklükleri olmalıdır, “değer”ler değil. Böylelikle, o ülkede/ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin toplam parasal (nominal) değerlerindeki değişmeler yerine, miktar değişmelerini dikkate alarak, ilgili ülke(ler)deki gerçek “refah” (veya “zenginlik”) düzeyi veya onun artışlarını ölçmüş oluruz.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse, tek kişilik ve tek mal üretilen (diyelim ki “elma”) ve nüfus artışı olmayan bir hayalî ekonomide, o kişi, varsayalım ki son 10 yıl içinde refahında meydana gelen değişmeyi ölçmek istiyorsa, o dönemde ürettiği elmaların parasal değerindeki artışa değil, ürettiği elmaların fizikî miktarındaki artışa bakar, bakmalıdır. (Bkz. bir tablo yardımıyla başka bir basit sayısal örnek.)

Öte yandan, dünyadaki ülkelerin kişi başına reel (yani sabit fiyatlarla) GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılması gerektiğinde, ulusal paralardan ortak bir para birimine (döviz kurları kullanılarak) dönüştürme ve uygun ulusal fiyat endekslerinin kullanılması gibi ayrıntılı ve karşılaştırılabilir nitelikte geniş bir veri setine ihtiyaç doğmaktadır. Bu bakımdan, ülkelerin GSYİH verilerinin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi amacıyla, Dünya Bankası ve IMF’nin yanı sıra, Pennsylvania Üniversitesi “Uluslararası Üretim, Gelir ve Fiyat Karşılaştırmaları Merkezi” (Penn World Table, PWT) gibi bazı kurum ve kuruluşlar tarafından kapsamlı uluslararası karşılaştırma programları ve özel veri-bankası oluşturma projeleri geliştirilmiştir. PWT bunların en eski ve en yaygın kullanılanlarındandır.

Bakan Şimşek’in çoğu yukarıda toplu olarak sunulan tweet’lerinde yer yer belirttiği veya ima ettiği şekliyle “nominal” GSYİH veya “nominal” milli gelirin iktisattaki kullanımlarına ise, örneğin G20 ülkelerinin bir bütün olarak küresel ekonomi içinde belirli bir zaman noktasında (mesela 2012’de) tuttukları payın büyüklüğü (göreli önemi) hakkında bir fikir vermek (örnek için bkz.: Tablo 4, s. 33) veya AB ülkelerinin oluşturduğu toplam pazar içinde belirli bir ülkenin payının büyüklüğünün ne kadar olduğunu irdelemek için (bkz. örnek) başvurulabilir. Ama belirli bir ülkenin refahını başka ülkelerinkiyle kıyaslarken veya o ülkede zaman içinde gerçekleşen gerçek refah artışını araştırırken, (kişi başına terimler cinsinden) reel (sabit fiyatlarla) GSYİH verileri dikkate alınır. Çünkü ülkeler arasında satın alma gücü farklılıkları olabilir.

Rodrik-Şimşek tartışmasında sözü edilen hususlarla ilgili olarak buraya dek anlattıklarımı genel bir çerçeve içindeki yerlerine yerleştirebilmek için aşağıdaki gibi bir genel tablodan yararlanmamız artık çok yararlı ve uygun olabilir:

 

Tablo 1: Mutlak veya Kişi Başına Terimler Cinsinden Reel veya Nominal GSYİH’nın İktisattaki Kullanım Yerleri Hakkında Bazı Genel Gözlemler

Sabit Fiyatlarla (reel) GSYİH Cari Fiyatlarla (Nominal) GSYİH
Toplam GSYİH Düzey Belirli bir yıla veya döneme ait reel (toplam) GSYİH düzeyi verileri tek başına pek anlam ifade etmez. Bir ülkenin belirli bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ya aynı ülkenin başka bir yıla (çeyreğe) ait reel GSYİH verisi ile, ya da belirli bir ülkede belirli bir dönemde reel GSYİH’da meydana gelen artış aynı dönemde başka bir ülkenin reel GSYİH’sında meydana gelen artışla kıyaslanarak “(göreli) büyüme performansı” analizinde kullanılabilir. Bir ülke ekonomisinin belirli bir andaki piyasa büyüklüğünü ölçmek ve/veya başka ülkelerdeki (veya AB / G20 gibi bir ülke grubundaki) ile kıyaslamak için kullanılabilir. Sınırlı kullanımı olan cari fiyatlarla GSYİH verilerinin uygulamadaki iki kullanım örneği için Tablo 4 (s. 33) ve/veya Şekil 1’e bakılabilir. Bakan Şimşek, 2013.06.15 tarihli bir tweet’inde Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sının düzeyinin 2002’den sonraki 10 yılda 3.5 kat arttığını belirtirken, bu tür bir kullanmı tercih etmektedir.
Büyüme Oranı Belirli bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin üretim miktarlarındaki artış oranlarının zaman içindeki veya başka ülke(ler)dekine göre gelişimini analiz ederken kullanılır. Yıllık veya üçer aylık veriler itibariyle hesaplanabilir. Nominal fiyatlarla GSYİH artışları ulusal veya uluslararası büyüme performansı analizlerinde genelde kullanılmaz. Çünkü nominal veriler hem fiyat hem de miktar etkilerini içerdiği için, bunlardaki artış oranları da iktisadi olarak yorumlamak açısından kullanışsız ve hatta anlamsızdır.
Kişi Başına Terimler Cinsinden GSYİH Düzey Belirli bir ülke ve dönem için veya belirli bir yıl veya dönem için, ama uluslararası karşılaştırma amacıyla yaygın biçimde kullanılır. Genelde uluslararası refah düzeyi farklılıklarının veya bir ülke için ulusal refah düzeyi değişimlerinin analizinde dikkate alınır. Özel bir amacınız yoksa veya daha uygun ve güvenilir verilere erişimde sorun yoksa (!) genelde kullanılmaz. Çünkü, ülkeler arasında yapılacak uluslararası kişi başına GSYİH karşılaştırmalarında nominal verilerin kullanılması, ticarete konu olmayan (non-tradable) malların gelişmiş ekonomilerde gelişmekte olan ülkelerdekine göre genelde daha pahalı olması nedeniyle karşılaştırmaları gelişmiş ülkeler lehine bozar. Zaten bu gibi gerekçelerle geçmişte PWT ve “Uluslararası Karşılaştırma Programı” gibi girişimler ortaya çıkmıştır. Bu konudaki basit bir ders kitabı anlatımı için, Sachs ve Larrain’in Macroeconomics in the Global Economy adlı kitabındaki ilgili anlatıma (1993: s. 677-680) başvurulabilir. Sonuç olarak doğru olan şey, nominal değil reel kişi başına terimler cinsinden GSYİH analizi yapılmasıdır. Bakınız: soldaki kutucuk.
Büyüme Oranı Kişi başına terimler cinsinden reel GSYİH düzeylerinin kullanımı kadar yaygın olmasa da, büyüme oranları cinsinden reel GSYİH da ulusal veya uluslararası refah değişimi/farklılığı analizlerinde bazen kullanılır. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen %43’lük artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır. Özel bir amacınız yoksa genelde kullanılmaz. The Economist‘te Türkiye için sözü edilen üç katlık artış, bu kullanım türüne bir örnek oluşturmaktadır; fakat bu blog notunda da belirtildiği gibi, iktisadi açıdan pek anlamlı değildir. (Lütfen bir üstteki ve/veya soldaki kutucuktaki açıklamaya da bakınız.)

Kaynak: AK.

 

Sonuç olarak, Rodrik-Şimşek tartışmasında, Bakan Mehmet Şimşek’in konuya genelde bir “iktisatçı” gibi yaklaşmaktan çok bir “siyasetçi” gibi yaklaşmayı tercih ettiği söylenebilir. Evet, gerçekten de Türkiye’nin dolar cinsinden nominal GSYİH’sı ve dolar cinsinden kişi başına nominal milli geliri 2002’den bu yana ciddi biçimde artmıştır. Bunun, siyaseten ve uluslararası diplomasi ilişkileri açısından (örneğin G20 bağlamında) belki bir önemi olabilir, ama “iktisadi” açıdan (özellikle vatandaşlar açısından) pek bir dolaysız önemi ve anlamı yoktur. Çünkü, nominal GSYİH’daki düzey cinsinden 3.5 katına, kişi başına terimler cinsinden ise 3 katına çıkışların ikisi de, hem “miktar” hem de “fiyat” artışlarının etkisini içermektedir. Oysa, bireyler açısından asıl önemli olan bu “değer” artışları değil, “gerçekten tüketebilecekleri” mal ve hizmet “miktarının”(kişi başına) artmış olmasıdır. Yani bireyler refahlarındaki değişikliği “miktar” değişmelerine bakarak değerlendirirler, “değer” değişmelerine bakarak değil. Benzer durum, uluslararası kıyaslamalarda da geçerlidir.

Eğer daha önce yukarıdaki birinci bölümü okumadıysanız, şimdi lütfen geri dönüp bir de o bölümü okuyunuz. Bakalım siz de, birinci bölümü de okuduktan sonra, Türkiye’de 2002-2012 döneminde yaşanan (kişi başına) “reel” büyümenin ne kadarının kısa, ne kadarının ise uzun vadeli büyüme niteliğinde olduğunu merak etmeye başlayacak mısınız?

 

İlgili ve Okunması Yararlı Bazı Haber, Yazı ve Bağlantılar:

 

 Bu Yazının İlk Yayın Tarihi: 2013.06.19, 23:05 (Paris)
Son Güncelleme: 2013.07.29, 11:59 (Paris)

İktisat Öğrencileri İçin İnternet Üzerinden Okunabilecek Makale ve Köşe/Günlük Yazıları

İktisat öğrencilerine; derslerde öğrenmekte oldukları konularla ilgili bilgilerini güncel tutabilmeleri ve derinleştirebilmeleri için aşağıdaki (ağırlıklı olarak İngilizce olanlar arasından derlenmiş olan) makale, köşe/günlük yazısı, audio/video kayıtlarını ve Twitter hesaplarını olabildiğince düzenli biçimde izlemelerini tavsiye ederim. Aşağıdaki yedi bölümlük liste, elbette ki eksiksiz ve mükemmel olmak iddiasında değildir. Doğal olarak, bu günlüğün sahibi ve tek yazarı olarak benim kendi kişisel bilgi, deneyim ve tercihlerimi yansıtmaktadır. Dolayısıyla, mutlak anlamda objektif olmak iddiası da taşımamaktadır. Niçin bazı isimlerin aşağıdaki listede yer alıp bazılarınınsa yer almadığının ve neden listede yer alanlardan bazılarının linklerinin tarafımdan daha “” olarak nitelendiğinin sebebi, ilgili kişi veya kurumların sayfalarından / hesaplarından olabildiğince çok, sık, yararlı ve güncel akademik bilgi, analiz ve yorum akışına ulaşılabileceğine veya ulaşılamayacağına ilişkin olarak bende zaman içinde oluşan kanaatlerdir. Başka bir deyişle, listede olmak veya olmamak (ya da listede “önemli” kaynak olarak vurgulanmış olmak ya da olmamak), ilgili kişi veya kurumun genel akademik kalitesi/yetkinliği hakkında hiçbir olumlu veya olumsuz anlam taşımamaktadır. Öte yandan, bir iktisatçı olmam nedeniyle, listede “finans”tan çok “genel iktisat”a ağırlık vermeyi tercih ettiğim ve çok önemli bir ekonomik veya akademik kimliği olduğu halde daha çok siyasi/kişisel/gündelik (kısaca iktisat dışı) yorum, mesaj veya “tweet”lere yer/ağırlık veren bazı kişi veya kurumları listeye eklemediğim de dikkat çekecektir. Özetle, bu listenin amacı, “iktisat” öğrencilerini, öğrenim gördükleri alanla ilgili görece daha zengin, canlı ve yararlı elektronik kaynaklara (benim süzgecimden geçmiş haliyle) yönlendirebilmektir. Bu bakımdan, başkaları tarafından benzer veya aynı konuda daha farklı tercih veya ölçütlerle kaynak yazılar, listeler, sayfalar hazırlanmasını doğal ve hatta yararlı karşılıyorum. Belirtmek gerekir ki, zaman içinde gerek duyulduğunda bu blog yazısı tarafımdan (vakit bulduğum ölçüde) adresi değiştirilmeksizin güncelleştirilecek ve/veya değiştirilecektir. Eğer varsa, önerilerinizi bana emaille iletebilirsiniz. Fakat her öneriyi dikkate alıp listede hemen değişiklik/ekleme yapmamı lütfen benden beklemeyiniz. Bütün muhtemel link önerileri için öncelikle yukarıdaki “kişisel” ölçütlerin işletilmesi gerekeceği açıktır. 🙂 Eğer bir iktisat öğrencisiyseniz ve hazırlamanız gereken ödev/tez için kaynak (makale veya kitap) araştırıyorsanız, lütfen buraya tıklayarak o konudaki günlük yazıma bir göz atınız. Aşağıdaki liste ile adı geçen diğer günlük yazımdaki kaynakların arasında gerçekte çok da kalın olmayan bir çizgi bulunduğuna, yani her iki yazıda derlenen kaynakların aslında bir arada değerlendirip kullanılması gerektiğine dikkat ediniz. Böylelikle, bir iktisat öğrencisi veya araştırmacısı olarak, her iki yazıdan ayrı ayrı yararlanacağınız durumdakine kıyasla çok daha büyük bir kazanım elde edeceğinizden emin olabilirsiniz. Şimdi, önerdiğim kaynakları yedi başlık altında inceleyebilirsiniz:

1. ELEKTRONİK İKTİSAT DERGİ VE GÜNLÜKLERİ

2. İKTİSAT(ÇI) GÜNLÜKLERİ İnternette kuşkusuz çok sayıda iktisatçı “günlüğü” (blog) var. Fakat bunların çoğu zaman içinde yenilenmez hale gelip güncelliğini ve dolayısıyla yararlılığını yitiriyor. Bu konuya, 2007 yılındaki bir kısa röportajda (Tek Borsa, 27.05.2007) değinmiştim. O çerçevede seçtiğim ve yararlı bulduğum bazı günlükler şunlar:

İktisatçı bloglarıyla ilgili benzer bazı listeler için şu bağlantılara da bakılabilir:

3. YABANCI EKONOMİ/FİNANS KÖŞE YAZARLARI (*)

4. İKTİSATLA İLGİLİ KONFERANS VE RÖPORTAJ VİDEOLARI Yazılı metinlerin yanı sıra, güncel iktisadi konulardaki tartışma ve yorumları izlemek için günümüzde mutlaka video kayıtlarını da izlemek gerekiyor. İşte o kaynaklardan bazıları:

5. İŞİTSEL İKTİSAT KAYITLARI VE YAYINLARI

6. TWITTER HESAPLARI Twitter mesajları, kendi başlarına birer makale/yazı değil elbette. Ama okunmaya değer güncel metinler (köşe/günlük yazıları, raporlar, kitaplar ve akademik makaleler) hakkında önemli bir bilgi kaynağı oluşturuyorlar artık. Hatta son zamanlarda güncel ekonomik konularda çok ilginç ve yararlı akademik tartışmalara da sahne oluyor Twitter platformu. Dolayısıyla, Twitter mesajlarından sağlanabilecek yararlı (akademik) ipuçlarını ihmal etmemek için, listeye seçtiğim bazı Twitter hesaplarını da ekliyorum:

(Doğru) iktisatçılık, sadece ekonomik değişkenlerin (para arzı, genel fiyat düzeyi, toplam talep gibi) kendi aralarındaki etkileşimlerden söz edilerek yapılabilecek bir iş değil. Dolayısıyla, mutlaka tarih, antropoloji, sosyoloji, siyaset, hatta biyoloji ve meteoroloji gibi alanlarla da işbirliği içinde olması gereken bir disiplinler-arası uzmanlık gerektiriyor. Bu bakımdan, birer iktisatçı olarak çalışmalarından ve görüşlerinden haberdar olmamız gereken ve ekonomik konulara ve iktisatçılara hep yakın duran bazı siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı da (Ian Bremmer ve Anne-Marie Slaughter gibi), yukarıdaki izlenmesi gereken Twitter hesapları listesinde mevcut.

7. Online (Açık) Ders Malzemeleri Dolaylı olarak da olsa ilginç okuma kaynaklarına bağlantılar içerebileceği için, çeşitli üniversitelerin “açık ders malzemesi” sitelerine de bakmak yararlı olabilir:

_______________________________________________________________________

NOT: Bu günlük iletisi, ilk olarak 30 Ekim 2007‘de yayınlanmış, fakat 23-25 Mayıs 2013 tarihlerinde (internet adresi değiştirilmeksizin) güncellenmiş ve büyük ölçüde genişletilmiştir. Bu sayfaya, ileride yeniden güncellense bile, yine mevcut internet adresinden ulaşabilirsiniz.

İlk Yayın Tarihi: 2007/10/30, 08:50 (Ankara)
Son Güncelleme: 2015/08/09, 14:56 (Ankara)

İktisatla İlgili Makale ve Kitapları İnternette Nerede Aramalı?

____________________________________________________________

İktisat öğrencileri ve araştırmacılarının ödev veya araştırmalarıyla ilgili kaynak (özellikle akademik makale) araştırırken başvurabilecekleri temel (online) kaynaklar bence şunlar:

Güncel iktisat (politikası) konularıyla ilgili çeşitli araştırma bulgu ve özetlerine ve kısa tartışmalara yer verilen çeşitli dillerdeki şu web siteleri de son yıllarda önemli birer ipucu sağlayıcı durumuna yükselmişe benziyor:

Ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisiyle ilgili kaynak arayanlar ise, belki şu sitelerden yararlanabilirler:

Belki bunlara, kitap taraması için bazı üniversitelerin online tarama sistemleri de eklenebilir:

Bizim lisans ve yüksek lisans öğrenciliğimiz döneminde (1981-1988) Journal of Economic Literature (JEL) dergisinin SBF kütüphanesindeki basılı nüshalarını inceler veya doğrudan doğruya kütüphanedeki dergilerde kaynak araştırması yapardık. Oysa artık JEL‘deki (JEL sınıflandırma sistemine göre endekslenen) makale/kitap künyelerine üniversite kütüphanelerindeki hazır CD-Rom‘lardan (abone olmak kaydıyla) veya arşive abone olunan üniversitelerdeki bilgisayarlardan online olarak (1969-2013) kolayca ulaşılabiliyor.(*) Dahası, aynı yolla, pek çok makalenin kendisine pdf formatında da ulaşılabiliyor. Ülkemizde, bazı üniversitelerin, kendi mensuplarına ve öğrencilerine artık belirli koşullara uymaları ve gerekli ayarları yapmaları kaydıyla evlerindeki kişisel bilgisayarlarından söz konusu elektronik arşivlere erişim hakkı verdiklerini de belirtmek lazım (örnek: Ankara Üniversitesi).

Son yıllarda, EconPapers, öğrencilerime tavsiye ettiğim en önemli makale tarama kaynağı durumunda. Çünkü bu arşivden, (en azından tarama aşaması itibariyle) üniversite dışındaki bilgisayarlardan da ücretsiz biçimde yararlanılabiliyor. EconLit‘e ek olarak bu arşivde, tartışma/çalışma makaleleri (discussion/working papers) de (yani henüz yayınlanmamış olan makaleler (articles) de) endeksleniyor. Örneğin MPRA ve NBER arşivlerindeki çalışmalara da EconPapers’tan ulaşılabiliyor. SSRN/ERN arşivi ise, (kısmen) ücretli olduğu için EconPapers’e kıyasla kullanıcılar açısından pek kullanışlı bir arşiv değil.

Econtürk bir zamanlar, özellikle Türkiye ekonomisiyle ilgili ve Türkçe makaleler açısından göreli üstünlüğe sahip (ilk) yerli internet arşivi idi. Ancak Dr. Etem Karakaya‘nın büyük özveri ve çabalarıyla kurulan bu arşiv, (bildiğim kadarıyla) maalesef uzun zamandır güncellenmiyor. Yine de sitenin kapatılmamış olması sevindirici. 2013 yılı itibariyle, artık Econtürk’ün yerine, yukarıda belirttiğim ve genelde sadece iktisat alanı için hazırlanmış olmayan arşivlerde ve/veya üniversite kütüphanelerinde kaynak (makale ve/veya kitap) aramak gerekiyor.

Bu ve diğer makale araştırma kaynakları hakkında çok daha ayrıntılı bilgi almak için, mutlaka Dr. N. Emrah Aydınonat‘ın (2006) “İktisat Öğrencileri için Ödev Yazma Rehberi” (pdf / html) adlı çalışmasına bakılmasını öneriyorum.

(*) Örneğin, Ankara Üniversitesi’ne bağlı fakültelerden ulaşılabilecek veritabanlarının bir listesine, http://kutuphane.ankara.edu.tr  adresinden erişilebilir. Bu veritabanlarından EbscoHost içinde, online tarama yapılabilecek EconLit arşivi de yer alıyor. Listedeki iktisatçılar için önemli veritabanlarından bir diğeri de JSTOR.

____________________________________________________________

İKTİSAT ÖĞRENCİLERİ VE GENÇ ARAŞTIRMACILAR İÇİN BAZI YARARLI VE İLGİLİ TAVSİYE VE BAĞLANTILAR:

  •  Öğrenci olarak bir ödev/tez hazırlamakta iseniz, lütfen ilk iş olarak internetten adresini saptadığınız bir veya birkaç öğretim üyesine email atarak (kendinizi bile tanıtmadan!) kaynak istemeyiniz. Bu, size cevap verilmesi olasılığını fazlasıyla düşürür. Önce kaynakları internetteki bu ve benzeri sitelerden de yararlanarak kendiniz araştırıp, gerekiyorsa kütüphanelerde de bir süre çalıştıktan sonra, ancak bulduklarınız yeterli olmuyorsa veya konunun belirli bir alt alanı hakkında ek kaynağa ihtiyacınız varsa, hocanız, danışmanınız ve/veya “internetteki diğer hocalarla” iletişim kurarak onlardan yardım isteyiniz.
  •  Tezinizle ilgili olarak konu, kaynak ve çalışma planı tavsiyesi almanız gereken ilk kişi, kesinlikle sizin resmî tez danışmanınızdır. Tez araştırmanızın her aşamasında mutlaka onun danışmanlığında ve onunla uzlaşarak yol alınız. Başka öğretim üyelerinden tezinizle ilgili yardım istemek için, mutlaka kendi danışmanınızdan olumlu görüş alınız. Ancak onun onayını ve tavsiyesini aldıktan sonra, başka öğretim üyeleriyle iletişim kurup genel olmayan, sınırlı-spesifik konular hakkında yardım-görüş isteyiniz. Çünkü sonuçta ilk ikna etmeniz gereken kişi, kendi tez danışmanınız olacaktır, sizi belki de danışmanınızın kabul etmeyeceği konu, kaynak veya yaklaşımlara yönlendirme ihtimali olan “başka (tanı(ş)madığınız!) hocalar” değil.
  •  İntihal ve akademik sahtekarlık “kötü”dür: Retraction Watch, Plagiarism, “Plagiarism in Economics“, “NEA’nın seçtiği ‘intihal okumaları’“.
  •  Ödev, makale veya tez hazırlarken “kopyala-yapıştır” (copy-paste) uygulamalarından kaçınınız: Plagiarism Detectors.
  •  Ödev veya tez yazarken “para karşılığında ödev/tez satılan/hazırlanan” sitelerden uzak durunuz.
  •  Türkiye ekonomisiyle ilgili istatistiksel veri arayanlar için bazı öneri, bilgi ve değerlendirmelerimi bu günlükte “2007” ve “2013“te iki ayrı kısa yazıda ele almıştım. Siz de veri aramaktaysanız, belki o sayfalara da bakmanız sizin için yararlı olabilir.

____________________________________________________________

NOT: Bu günlük yazısı, ilk olarak 23 Ekim 2007‘de yayınlanmış, fakat 21 ve 24 Mayıs 2013 tarihlerinde (internet adresi değiştirilmeksizin) güncellenmiş ve biraz genişletilmiştir. Bu sayfaya, ileride yeniden güncellense bile yine aynı internet adresinden ulaşabilirsiniz.

İlk Yayın Tarihi: 2007/10/23, 17:35 (Ankara)
Son Güncelleme: 2013/05/24, 23:02 (Paris)

“Tek Fiyat Yasası”nın Geçerliliği Hakkında

2008 yılında SBF‘de verdiğim “Uluslararası İktisat Politikası” dersinde “tek fiyat yasası” (law of one price) konusunu işlerken, 44 öğrencimin yardımıyla, internetten yaptığımız bir araştırmayla, toplam 589 malın ABD ve Türkiye’deki (vergisiz) fiyatlarını şöyle karşılaştırmıştık:

Tek-Fiyat_2008

Öğrencilerimin karşılaştırılmak üzere internetten derlediği fiyatların çoğu elektronik ürünlere aitti. Ben onların bana ilettiği verileri tek tek kontrol ederek, karşılaştırılabilir bulmadıklarımı elemiş ve geri kalanları (589 ürün için) yukarıdaki şekildeki gibi özetlemiştim. Şekildeki mavi noktaların herbiri, belirli bir firmanın belirli bir malının belirli bir modelinin Türkiye (TL/birim) ve ABD’deki (Dolar/birim) fiyatlarının (ilgili vergiler iki tarafın fiyatlarından da düşüldükten sonraki) bileşimini ABD Doları cinsinden (Dolar/birim) gösteriyor. “Kırmızı eğri”, mavi noktalara göre elde edilen doğrusal regresyon eğrisini, “noktalı yeşi eğri” ise, iki ülkedeki fiyatların birbirine eşit olması durumunda mavi noktaların bulunması gereken konumu gösteriyor.

Bu karşılaştırmada, aradaki fiyat farklarının Türkiye’deki ithalat vergilerinin ve/veya harçlarının yüksekliği veya dış ticaretle ilgili taşıma maliyetleri ile açıklanamayacağı açıktı. Türkiye’deki fiyatların ABD’dekilerden genelde (% 60’den bile) daha yüksek oluşunu açıklayabilmek için, ilgili ürün piyasalarının özelliklerinin (piyasa etkililiği, rekabet yoğunluğu, vb.) yanı sıra, İbrahim Kavrakoğlu‘nun “İnovasyon: Yönetimde Devrimin Rehberi – Bir Bilgi Ekonomisi Çalışması” adlı kitabındaki (2006, İstanbul: Alteo, s. 134-139) “cehalet primi” kavramından da yararlanılabileceğini düşünmüştük:

Kavrakoglu_2006-cehalet-primi

Bir zamanlar SBF‘de aynı anabilim dalında çalıştığımız, eski öğrencim ve değerli meslektaşım Doç. Dr. N. Emrah Aydınonat‘ın bir “tweet“ini az önce okuyunca, bilgisayarımın bir köşesinde duran bu “ödev/ders malzemesini” ve ilgili “zihin jimnastiği”ni günlüğüme kısaca aktarmadan edemedim.

Not: Bu konudaki Twitter mesajlarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.