Türkiye’nin Ödemeler Dengesindeki Hiç Bitmeyen “Net Hata ve Noksan” Sorunu: Ek Gözlemler

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Türkiye için hazırlayıp yayınladığı ödemeler dengesindeki “net hata ve noksan” (NHN, net errors and omissions) kalemi ne zaman aşırı yüksek pozitif (veya negatif) aylık değerlere ulaşsa, kamuoynuda büyük bir şüphe ve tartışma başlıyor. Daha önceki hararetli tartışmalardan birinde bu blogda, “Türkiye’deki Güncel ‘Net Hata ve Noksan’ Tartışmaları Ortamında Yüksek Cari Açıkların Unutulmaması Gereken Önemi, 1950-2013” başlığıyla bir değerlendirmemi yayınlamış ve ayrıca, konuyla ilgili bazı okuma önerilerimi “Türkiye’deki ‘Net Hata ve Noksan’ Tartışmaları: Yeni Şişede Eski Şarap?” başlığı altında derlemiştim. Bugünlerde yine öyle hararetli bir tartışma döneminde bulunuyoruz. Çünkü, geçtiğimiz günlerde Şubat 2015 için açıklanan NHN tutarı son 17 yılın en yüksek değerine (4.3 milyar Dolar) ulaştı. Dolayısıyla, bu konu, ekonomi medyasında çeşitli haber ve değerlendirmelerle geniş bir biçimde ele alındı ve Meclis gündemine de taşındı. Vaktiniz olduğunda, güncel tartışma hakkında fikir sahibi olmak için, özellikle şu bağlantılardaki haber ve görüşleri okumanızı öneririm:

Ancak, burada, konunun doğru anlaşılması ve doğru yönde tartışılabilmesi için, birkaç ek hususu burada (olabildiğince tekrara kaçmadan) özetlemekte fayda olduğunu düşünüyorum:

(1) Ödemeler dengesindeki net hata ve noksanın sebebi, mutlaka illegal/yasadışı bir işlemmiş gibi algılanmamalıdır.

Ödemeler dengesi; bir ülke sakinlerinin yabancı ülke sakinleriyle belirli bir dönemde (bir yıl, üç ay veya bir ay gibi) yaptığı “bütün” mal, hizmet ve faktör alış-verişlerinin parasal tutarlarının sistematik olarak kaydedildiği bir tablodur. Bir ödemeler dengesi; ilgili uluslararası işlemin konusu veya türüne göre (cari hesap, sermaye-finans hesabı ve resmî rezerv hesabı gibi) belirli alt hesap gruplarından oluşur. Her uluslararası alış-veriş ödemeler dengesine bir “giriş” bir de “çıkış” olmak üzere iki kez, yani “çift-kayıtlı muhasebe sistemi”ne göre, kaydedildiği için, alt hesap grupları itibariyle dengesizlikler (fazla veya açık) olsa bile, bir bütün olarak her ödemeler dengesinin “denk” (yani net alt hesap değerlerinin toplamının “sıfır”) olması gerekir. Ancak, gerçek hayatta, uluslararası işlemlerin ve ödemelerin (a) gerçekleşme dönemlerindeki kaymalar, (b) muhtemel muhasebeleştirme veya istatistikî beyan/kayıt hataları veya (c) kayıt dışında olan ve kaynağı belirsiz tutarların resmî finans sistemine dahil olması gibi çeşitli sebeplerle bu denklik sağlanamayabilir. İşte bu nedenle, ödemeler dengesindeki denkliği sağlamak için, bir “istatistiki farklar hesabı”na (net hata ve noksan) ihtiyaç duyulur ve bu hesaptaki tutarlar, ille de “yasadışı” bir işlemden kaynaklanıyor olmak zorunda değildir.

(2) İlan edilen net hata ve noksan tutarı, zaman içinde revize edilen türde bir ekonomik büyüklüktür.

Döviz kuru veya faiz haddi gibi bazı makroekonomik büyüklükler, geçerli oldukları an veya dönem için kaydedilir ve sonradan revize edilmesi gerekmez. Oysa, gayrisafi yurtiçi hasıla veya ödemeler dengesi hesapları gibi (ayrıntılı hesaplama gerektiren) bazı büyüklükler, ilan edildikleri anın üzerinden belirli bir süre geçip bütün ilgili hesap ve tahmin işlemleri tamamlandıktan sonra revize edilip yeniden yayınlanan büyüklüklerdir. Bu nedenle, NHN kaleminin ilk ilan edilen değerinin özellikle beklenenden çok daha yüksek veya düşük çıkması durumunda, mutlaka revize edilip kesinleştirilmiş değerinin ne olduğunu da görmek için biraz sabırlı olmak gerekir.

(3) Net hata ve noksan kalemi, hemen her ülkede zaman zaman çok yüksek pozitif veya negatif değerlere ulaşmaktadır.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yayınladığı uluslararası ödemeler dengesi verileri itibariyle 2005-2013 yıllarında 190 kadar ülkede kaydedilen en yüksek (maksimum) ve en düşük (minimum) yıllık NHN hesabı tutarlarını ve Türkiye’nin bu dönemdeki NHN değerlerini (milyar ABD Doları) aşağıdaki Şekil 1’de görmektesiniz:

Şekil 1:Sekil-1

Şekil 1’deki maksimum ve minimum yıllık nominal NHN değerleri genelde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Almanya gibi yüksek düzeyde uluslararası mal, hizmet ve üretim faktörü alış-verişi yapabilen ülke ekonomileri tarafından belirlenmektedir. Bu durum ve Türkiye’nin NHN tutarlarının bu yüksek değerler karşısındaki karşılaştırmalı durumu 2005-2013 için şu ikinci şekilde daha açık seçik biçimde görülmektedir:

Şekil 2:

Sekil-2

Buna göre, Türkiye’deki NHN tartışmalarında; dünyanın diğer ülkelerinde de, özellikle gelişmiş ülkelerde bizdekilerden çok daha yüksek “mutlak” meblağlarda NHN dengeleri kaydedildiği dikkatten kaçırılmaması gerektiği ortadadır.

(4) Net hata ve noksan kaleminin gelişimi, tartışmalarda, mutlaka “nispi” bir büyüklük olarak (da) dikkate alınmalıdır. Sadece nominal seyire ve sıçramalara bakmak yanıltıcı olabilir.

ABD Doları cinsinden yayınlanan NHN büyüklükleri incelenirken, (a) bu tutarların nominal olduğu (yani zaman içindeki enflasyon etkisini de içinde barındırdığı) ve (b) ülkelerin mal, hizmet ve faktör alış-verişi hacimlerinin (yeterince uzun bir zaman dilimi göz önüne alındığında) çeşitli sebeplerle artmakta olabileceği kesinlikle unutulmamalıdır. Örneğin, diyelim ki Türkiye’nin Ocak 1989’daki aylık toplam ticaret (ihracat ve ithalat) hacmi 1.8 milyar Dolar iken, Ocak 2015’te 29 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Dolayısıyla, mal ihracat ve ithalatından kaynaklanabilecek bir “istatistikî fark”ın bugün geçmiştekinden çok daha yüksek olabileceğini doğal kabul edip, zamanlar arası karşılaştırmalarda yukarıdaki Şekil (1 ve) 2’deki verileri mutlaka ayrıca bir de nispileştirerek incelemek gerekir. İktisatçılar bu gibi durumlarda çoğu kez NHN tutarlarını bir de aynı dönemdeki toplam dış ticaret hacmi, cari hesap dengesi (CHD) veya gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) gibi bir başka ulusal büyüklüğe oranlayarak incelerler. Türkiye ve diğer seçilmiş ülkeler için NHN / CHD oranlarını (%) aşağıda Şekl 3’te, NHN / GSYH oranlarını (%) ise Şekil 4’te görmektesiniz:

Şekil 3:

Sekil-3

Şekil 4:

Sekil-4

(5) Ekonomi yönetiminde ve ulusal istatistiklerde şeffaflık ve ikna edicilik yararlıdır!

Yukarıdaki kısa hatırlatma, hesaplama ve değerlendirmeler ışığında ne gibi genel sonuçlara ulaşıyoruz? Görünen o ki, gerek nominal mutlak değerleri, gerekse nispi seyri itibariyle NHN “sorunu” sadece Türkiye’ye özgü değildir ve üstelik Türkiye’nin ödemeler dengesindeki NHN tutarları her iki bakımdan da dünyanın diğer ülkelerindekinden daha ciddi ve sistematik bir soruna (belki 2005-2013 dönemi bağlamında 2011 yılındaki büyük sıçrama hariç) işaret etmemektedir. Fakat yine de, bütün bu hususları da akılda tutarak, Türkiye’de NHN değerlerinde zaman zaman gözlemlenen çok büyük sıçramaların boyutları, etkileri ve muhtemel sebeplerinin bilimsel olarak analiz edilmesi yararlı olacaktır. Bu yazının girişinde de belirttiğim gibi, bu yöndeki daha farklı ve biraz daha ayrıntılı bir analizimi “Türkiye’deki Güncel ‘Net Hata ve Noksan’ Tartışmaları Ortamında Yüksek Cari Açıkların Unutulmaması Gereken Önemi, 1950-2013” başlığı altında bu günlükte ilgili okuyucuların dikkatine sunmuştum. Okunmasını tavsiye ettiğim ilgili diğer bazı analizlere ise “buraya” tıklayarak erişilebiliyor.

Ancak, belirtmek gerekir ki, akademik iktisatçı ve/veya ekonomi köşe yazarlarının dile getirebileceği bütün tahmin, yapabileceği bütün karmaşık analiz ve ulaşabileceği bütün bilimsel sonuçlar ne derece ilginç ve doğru gibi gözükürse gözüksün, Türkiye’deki NHN tartışmalarını sonlandırmaya tek başına asla yeterli ol(a)mayacaktır. Çünkü makul kabul edilebilecek ölçülerin ötesindeki NHN sıçramaları kamuoyunda ister istemez hep illegal bir aktivitienin varlığının göstergesi gibi algılanmaktadır ve bu nedenle, bu konuda asıl aktif olması gerekenler; ilgili dönemin siyasi otoritesi (hükümet) ve ödemeler dengesi verilerini derleyip yayınlayan resmî birimdir (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İstatistik Genel Müdürlüğü Ödemeler Dengesi Müdürlüğü). Zira derlenip yayınlanan NHN istatistiklerinin boyutları ve muhtemel (resmî ve gayri-resmî) kaynaklarıyla ilgili en ayrıntılı ve güvenilir bilgiler TCMB’nin elindedir.

NHN’de her aşırı sıçrama gerçekleştiğinde mümkün olan en kısa sürede TCMB’den kamuoyunda yeni kafa karışıklıklarına meydan bırakmayacak ayrıntı, ciddiyet ve ikna edicilikte bir resmî açıklama gelmedikçe, Türkiye’deki NHN dalgalanmaları, (her ne kadar ilk bakışta küresel ölçektekine kıyasla ciddi bir sorun gibi gözükmese de,) NHN’nin muhtemel yasadışı sebepleriyle ilgili tahmin ve spekülasyonlar bugüne dek olduğu gibi gelecekte de her büyük sıçramada siyasi ve ekonomik gündemi işgal etmeye devam edecektir. Oysa ekonomi yönetiminde ve ulusal istatistiklerde şeffaflık ve ikna edicilik ekonomik (ve siyasi) istikrar ve başarı için elzemdir.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2015.04.14, 15:34 (Paris)
Son Güncellenme: 2015.04.14, 15:34 (Paris)
Twitter: akibritcioglu

Türkiye’de Genel Makroekonomik Gidişat İtibariyle Hükümetlerin Performansı (1987-2013)

Türkiye’de 22 Temmuz 2007 erken genel seçimleri yaklaşırken, Aralık 1987’den Nisan 2007’ye dek iktidarda bulunan hükümetlerin makroekonomik performanslarının karşılaştırılması amacıyla bir makale yazmıştım: “Türkiye’deki Hükümetlerin Makroekonomik Performanslarının Bir Karşılaştırması, 1987-2007” (pdf). Daha sonra, 2013 yılında, bu makalede seçilmiş 10 makroekonomik gösterge itibariyle tasarladığım “makroekonomik performans endeksi”ni (MEP10), yurt dışında verdiğim bir konferans vesilesiyle gözden geçirmiş ve şu 11 makroekonomik göstergenin genel seyrini temsil edecek biçimde Aralık 1987 – Temmuz 2013 dönemi için güncelleştirmiştim:

X1: Tüketici fiyatlarındaki 12 aylık artışlar
X2: Resmî işsizlik oranının trendi
X3: İmalat sanayii üretim endeksindeki 12 aylık artışlar
X4: Yıllık cari hesap fazlası / Nominal hasıla
X5: Hazine Müsteşarlığı’nın ağırlıklı yıllık bileşik faiz haddi
X6: Kamu kesimi borçlanma gereği / GSYİH
X7: Reel döviz kurunun dengeden sapma derecesi
X8: Döviz tevdiat hesapları / M2 para arzı (para ikamesi oranı)
X9: Toplam dış borç stokundaki yıllık artışlar
X10: İMKB Ulusal 100 Endeksindeki 12 aylık artışlar
X11: “Sıcak para” girişlerinin döviz rezervlerine oranı

MEP11 endeksi, ülke ekonomisinin değişik yönlerini temsil edecek nitelikteki temel büyüklükler arasından (güvenilir ve eksiksiz verilerin bulunabilirliğini de dikkate alarak) belirlediğim bu 11 makroekonomik göstergenin bir tür ağırlıklı ortalamasıdır. Tarihî ortalaması sıfır olacak biçimde ve “aylık bir zaman serisi” olarak hesaplanan endeksteki yükselişler, dikkate alınan makroekonomik göstergelerdeki genel bir iyileşmeyi, düşüşler ise bir kötüleşmeyi temsil etmektedir. Buna göre, “sıfır” değeri veya civarındaki bir makroekonomik performans, dikkate alınan göstergelerin geneli açısından ve hesaplama döneminin tamamı bir bütün olarak dikkate alındığında, ilgili hükümet döneminde “vasat” bir makroekonomik performans sergilediğini ima etmektedir. Başka bir deyişle, sıfırın altındaki endeks değerleri göreli olarak “kötü” bir makroekonomik performansa, üstündeki MEP11 değerleri ise göreli olarak “iyi” bir performansa işaret etmektedir. Endeksin hesaplama yöntemi ve ilgili literatür hakkındaki ayrıntıları 2007 tarihli makalemde okuyabilirsiniz.

Aşağıdaki grafikte, 1987-2013 için 2013 yılı Eylül-Ekim aylarında hesapladığım MEP11 endeksinin seyrini görmektesiniz:

MEP11-a

MEP11 eğrisinin sadece iktidardaki Ak Parti hükümetleri (58., 59., 60. ve 61. hükümetler) zamanındaki gelişimini, 2000-2001 krizini de dikkate alarak aşağıdaki şekilde olduğu gibi dört alt döneme ayırarak inceleyebiliriz:

MEP11-b

Şekilde gösterilen dört alt dönem arasında, şu gibi benzerlik/süreklilik ve farklılıklar/değişiklikler olduğu dikkat çekmektedir:

(I) Kasım 2002 – Eylül 2005: Ak Parti’nin iktidarda bulunduğu bu ilk dönemde Türkiye ekonomisi, önceki hükümet döneminde krizin patlak vermesinden hemen sonra alınan makroekonomik önlem paketinin (üzerinde önemli bir değişiklik veya ekleme yapılmadan) kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi sayesinde, 2000-2001 finansal krizinden çıkmaya devam etmiş ve sonuçta makroekonomik göstergeler genelde düzelmiştir. Bu durum, Eylül 2005 itibariyle MEP11 eğrisinin tarihî ortalamadan önemli ölçüde yüksekte bir patikaya oturmasından açıkça görülmektedir.

(II) Ekim 2005 – Mayıs 2008: Bu dönemde, Ak Parti hükümeti, ekonomideki iyileşmenin kalıcı hale getirilmesi ve makroekonomik istikrarın sürdürülmesi açısından yeni ekonomi politikaları ve yapısal reformların tasarlanması ve uygulanmasında gecikmiş ve bir bakıma önemli bir “sıçrama” şansını kaçırmıştır. Dahası, bu gecikme, o günlerden bu yana Ak Parti’li bazı bakanların 2013’e kadarki bazı beyanlarında bile açıkça vurgulanmıştır (bazı örnekler ve ilgili tartışmalar: bir, iki).

(III) Haziran 2008 – Aralık 2009: Bu dönemde, ABD’de patlak veren finansal kriz (“Büyük Durgunluk”) küreselleşmiş (bkz. Kibritçioğlu, 2011a ve 2011b) ve Türkiye ekonomisi de, bu küresel krizden hızla etkilenmiş, ancak daha sonra makroekonomik göstergeler yine aynı hızla iyileşmiştir (bkz. Kibritçioğlu, 2011c).

(IV) Ocak 2010 – Temmuz 2013: 2010 yılından başlayarak, yani küresel krizin etkilerinin önemli ölçüde atlatılmasıyla, Ak Parti hükümetinin ilgi ve dikkatinin, makroekonomik politikalardan ve ülkenin yapısal reform ihtiyacından hızla uzaklaştığı görülmüştür. 2007 genel seçimlerinden sonra başlayan siyasi kutuplaşma 2010-2013 yıllarında hızla artmıştır. Sonuçta, 2013 ilkbaharında, Gezi Parkı olayları sırasında siyasi gerginlikler ve ekonomik kriz tartışmaları zirveye tırmanmıştır. Bu alt dönemde, artan makroekonomik istikrarsızlık MEP11’in dalgalanmalarındaki şiddetlenmeden ve ciddi düşüşlerden açıkça görülmektedir.

Türkiye’de 2015 yılı Haziran ayında, bilindiği üzere, yeni bir genel seçim gerçekleştirilecek. Bu seçim sürecinde, siyasi ve toplumsal etkenler kadar elbette ki (onlarla etkileşim halindeki) çeşitli ekonomik etkenler de seçmenlerin tercihleri açısından önemli bir rol oynayacak. Bu bakımdan, seçime gidilirken MEP11 eğrisinin 2013 yılından bu yana nasıl bir gelişme gösterdiğini önümüzdeki günlerde yeni bir güncelleştirmeyle kısaca değerlendirmeyi planlıyorum.

 

İlk Yayın Tarihi: 2015.03.30, 17:45 (Paris)
Son Güncelleştirme: 2015.03.30, 17:45 (Paris)

İktisat Alanında Tez Konusu ve Kaynak Arayanlar İçin Bazı İpuçları

Hangi alanda olursa olsun, iyi bir yüksek lisans (master) veya doktora tezi (thesis/dissertation); sınanmak üzere formüle edilen bir hipotezden yola çıkılarak o konu, sorun veya soruyla/sorularla ilgili uluslararası (ve ulusal) literatürün incelenmesi, temel hipotezin (konu uygunsa/gerektiriyorsa “ampirik” olarak) sınanması ve sonuçların (alan uygunsa, politika çıkarımlarının) tartışılmasından ibarettir. Dolayısıyla; bir akademik veya uzmanlık tezinin (hipotezinin) saptanıp tasarlanması, yapısının kurgulanması, ilgili ön hazırlıklar ve planların yapılması, potansiyel tez danışman(lar)ıyla görüşmeler, literatür taraması, yazımı, son düzeltmeler ve nihayet jüri önünde savunulması aşamaları birbirleriyle alakalı, zaman alıcı, (danışmanın ve adayın potansiyeli, ilgisi ve kalitesine göre çoğu kez oldukça) iniş çıkışlı, yorucu ve bir o kadar da zevkli bir süreç oluşturur. Ben bu kısa notta; tez hazırlama sürecinin iyi/uygun bir danışman bulunması ve tezin fiilen yazılması ile ilgili yönlerini dışarıda bırakarak, tavsiyelerimi daha çok cazip/uygun bir tez konusu araştırılıp bulunması ve belirlenen konuyla ilgili kaynak araştırması yapılması ile sınırlı tutuyorum.

Tezde başarı için, deskriptiflikten uzak, sadece ulusal değil, uluslararası düzeyde olabildiğince özgün/yeni bir katkı üretebilmeyi hedeflemek büyük önem taşır. Bunu biraz açalım. Bir master tezinin başarısı için özellikle “iyi bir literatür taraması” yapabilmek ve incelenen konu hakkındaki literatürdeki yoğunluk ve boşlukları başarıyla yakalayıp bunları tezde iyi, anlaşılır biçimde özetleyebimek hayati önem taşır. Bir doktora tezinde ise, bunun ötesine geçip, literatürde var olduğu belirlenen boşlukları (kendini ulusal literatürle sınırlamayıp) uluslararası düzeyde bir katkıyla doldurmayı hedeflemek hayati önem taşır.

Master, doktora veya uzmanlık tezi yazacak olanlar için işin en başındaki en önemli sorun; güncel öneme sahip, ilginç ve üzerinde çalışılmaya değer bir tez konusu bulabilmektir. Bir o kadar önemli diğer faktör de, o konuda size danışmanlık yapmayı isteyecek, bunun için size ileride yeterli vakti ayıracak/ayırabilecek ve konuyla ilgili yeterli temel bilgi ve deneyime sahip bir tez danışmanı bulabilmektir. Bu bakımdan, işe başlarken tezin taslağını çıkartıp temel hipotezi formüle etmeye çalışırken potansiyel/müstakbel bir danışmanın destek, öneri ve uyarılarını almak çok yararlı ve önemlidir. Başka bir deyişle, tez yazarken danışmanlık hizmetinden fiilen yararlanılacak öğretim üyesinin görüş ve yönlendirmeleri, dünyadaki diğer bütün öğretim üyelerinin görüş ve yönlendirmelerinden (bu blogdaki okuduğunuz tavsiyeler de dahil!) çok daha önemlidir.

İktisat öğrencileri için tez konusu ararken ve literatür taraması yaparken şu iki yazımdaki kaynak ve bağlantılardan yararlanılabilir:

Bu kaynaklar arasında özellikle “EconPapers“ın önemi oldukça büyüktür. Seçilecek konuda daha önceden yazılmış yeterince kaynak olup olmadığı EconPapers’ta yapılacak araştırmalarla kolaylıkla anlaşılır. Diğer önemli arşiv ve veri bankaları için yukarıdaki ilk linke bakabilirsiniz.

Tezinde ampirik bir sınama yapacak olanlar ise, ayrıca, şu iki sayfadaki kaynaklardan yararlanabilirler:
Sonuç olarak, üzerinde çalışacağınız konunun kendisinden çok, tez çalışmanızın size daha iyi iktisatçı olabilmeyi öğretip öğretmediği daha önemlidir. Çünkü, tez konunuz bir gün “eskise bile”, iyi bir danışmanın yönetiminde ilgili (önemli ve güncel) iktisadi analiz tekniklerinin ve kullanımlarının öğrenilmiş olmasıdır geriye kalacak olan. Tez konusunun ise, size geçici de olsa o alanda olabildiğince uzun bir süre (ulusal ve/veya) uluslararası düzeyde bir tür “monopol” (otorite/uzman) gücü sağlaması elbette büyük bir avantaj olacaktır.
.
İlk Yayınlanma Tarihi: 2015.02.27, 13:44, Paris
Son Güncelleştirme: 2015.02.27, 14:17, Paris

“Eşitsizlik” ve “Adaletsizlik”: Kısa Bir Kavramsal Not

Gelir, servet veya fırsat “eşitsizliği” ile gelir, servet veya fırsat “adaletsizliği” kavramları sanki ille de eşanlamlıymış gibi kullanılmamalıdır. Çünkü:

  1. Hem gelir, servet ve fırsat kavramlarının üçü arasında, hem de eşitsizlik ile adaletsizlik kavramları arasında (kısmen de olsa) farklılıklar vardır.
  2. Ancak, söz konusu bütün bu kavramlar birbirleriyle yakından ilişkilidir ve birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindedir.
  3. “Eşitsizlik” kısmen “adil”dir, kısmen de değil. Tıpkı “eşitlik”in de kısmen “adaletsiz” ve (ancak) kısmen “adil” olduğu gibi.

İyi/titiz iktisatçılar (ve dolayısıyla politikacılar ve gazeteciler de) bu ayrımlara ve etkileşimlere mutlaka dikkat ederler/etmelidirler.

Bütün bu nedenlerle, iktisat literatüründe son yıllarda, eşitsizliğin adil olan ve olmayan kısımlarının analitik olarak ayrıştırılmaya, hatta ampirik olarak ölçülmeye çalışılması sürpriz değildir. Bu araştırmalardan birkaçını aşağıdaki okuma önerileri arasında bulabilirsiniz.

Kavramları daha işin başında iyi tanımlayıp sonra onları kesinlikle aralarındaki olası farklılıkları dikkate alarak kullanmak, diğer bütün bilim alanlarında olduğu gibi iktisatta da hayati bir önem taşımaktadır. Eğer iktisadi kavramları (akademik) iktisatçılar özenli kullanmazsa, politikacıların ve gazetecilerin de aynı hataya düşmeleri hiç garipsenmemelidir.

 

Konuyla İlgili Bazı Okuma Önerileri

Almås, Ingvild et al. (2011): “Measuring unfair (in)equality

Checchi, Daniele; Vito Peragine; Laura Serlenga (2010.06): “Fair and Unfair Income Inequalities in Europe

Figueiredo, Erik (2011): “A Note on the Measurement of Unfair Inequality in Brazil

Hussey, Andrew; Michael Jetter (2014.09.09): “Long Term Trends in Fair and Unfair Inequality in the United States

Katwala, Sunder (2009.06.23): “When is inequality unfair?

Kibritçioğlu, Aykut (2013.06.22): “Bir Literatür Notu: ‘Türkiye’de Gelir Dağılımı’ (veya ‘Eşitsizlik’)

Kibritçioğlu, Aykut (2014.04.30): “Piketty (2013.09) Öncesi ve Piketty (2014.03) Sonrasında ‘İktisat (Politikası) Tartışmaları': Seçilmiş Okumalar

 

İlk Yayın Tarihi: 2014.10.06, 14:03 (Twitter: akibritcioglu)
Son Güncelleme Tarihi: 2014.10.07, 21:33