Türkiye’deki Güncel Siyasetteki “Lobi” Türleri İle İlgili Bir Not ve Bazı Okuma Önerileri

Türkiye’de “faiz lobisi” kavramı özellikle “Gezi Parkı Olayları” ile yani Haziran 2013′ten bu yana yaygın bir biçimde kullanılır oldu. Oysa bu kavramın (bugünkü anlamına yakın) kullanımı daha eskilere gidiyor. İşte birkaç örnek: 2003.0620102013.05. Öte yandan, “lobi” sözcüğünün Türk siyasetinde kullanımı son aylarda “faiz lobisi” ile sınırlı kalmadı ve Şubat 2014′e gelininceye dek, “faiz” dışında “başka” lobilerden de söz edilir hale geldi. Bu lobi türlerinden başlıcaları şunlar:

Yukarıdaki listedeki lobi türlerine tıklayarak seçilmiş okuma önerilerimi gözden geçirebilirsiniz. Bu okumayı, (bu sayfanın veya önerilen kaynakların bağlantılarını bilgisayarınıza kaydederek) bundan üç (veya en geç beş) yıl sonra yeniden yapmanızı tavsiye ederim. Ancak, bu okumalar sırasında mutlaka akılda tutulması gereken bir ayrıntı var. Türkiye’deki yaygın kullanım ve anlayışın aksine, her lobicilik faaliyeti her zaman ve her yerde “illegal” ve/veya “gayri ahlakî” gibi kabul edilmemektedir/edilmemelidir, yeter ki taraflar arasında siyasi/bürokratik destek sağlamaya yönelik bir rüşvet veya karşılıklı menfaat ilişkisi olmasın:
Lobicilik
Çıkar gruplarının politikacıları/bürokratları ister gizli/açık, isterse legal/illegal etkileme faaliyetleriyle ilgili olsun lobi(cilik) kavramı gerçekte akademik iktisatçılar, hukukçular ve siyaset bilimciler tarafından çok uzun yıllardır “sulandırılmamış” anlamıyla zaten sıkça kullanılmakta ve incelenmekte. Özellikle “çıkar grupları“, “lobicilik“, “rant kollama“, “yolsuzluk” ve “siyasi nüfuz” (etkileşimi) hakkında biraz akademik araştırma/okuma yapmak isteyenlere aşağıdaki kısa listedeki ipuçlarını kullanmalarını öneriyorum:
İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.02.10, 00:51
Son Güncellenme Tarihi: 2014.02.10, 12:38

Türkiye’de “Para İkamesi” Yeniden Mi Canlanıyor?

Türkiye’de “para ikamesi“nin (currency substitution) boyutlarını ölçmek ve izlemek için en çok kullanılan göstergelerden biri “döviz tevdiat hesaplarının M2 para arzına” (veya Aralık 2005 öncesinde M2Y para arzına) oranı”dır. Uygulanan başarılı dezenflasyon politikaları sayesinde Şubat 2002 – Haziran 2004 döneminde hızla düşen enflasyon sonucunda, Türk lirasına olan güven yeniden tesis edilmiş ve böylece yerli ekonomik aktörlerin değer saklama ve/veya mübadele aracı olarak yabancı para birimlerine yönelişleri çok büyük ölçüde geriletilmişti. Bu arada, 1 Ocak 2005 tarihinde Türk lirasından altı sıfır atıldığını ve 1 Mart 2012′de Türk lirası için uluslararası geçerliliği olan bir simgenin kullanıma girdiğini de hatırla(t)mak gerekir. 2002-2004 dezenflasyon sürecinde sağlanan söz konusu başarının büyüklüğü, aşağıdaki şekildeki “yeşil” (enflasyon) ve “kırmızı” (para ikamesi) eğrilerin peşpeşe  keskin birer azalma eğilimi sergilemiş olmalarından anlaşılmaktadır:

Para-Ikamasi_1986-01-2014-01

Şekildeki “para ikamesi” (Pİ) göstergesi, Ekim 2001′deki % 59.5′lik zirve değerinden, Ocak 2011′deki gibi % 26.3′lük görece düşük bir değere kadar geriledi.  Fakat son haftalarda; aslında Mayıs 2013′te başlayan ve özellikle de 17 Aralık 2013′ten itibaren iyice hızlanan nominal döviz kuru artışlarının etkisiyle ve son dönemlerde giderek daha sık dile getirilir olan enflasyonun artacağı yönündeki beklentilerle uyumlu bir biçimde, döviz tevdiat hesaplarında Temmuz 2013 – Ocak 2014 döneminde çok ciddi bir genişleme yaşandığına ilişkin gazete haberleri de hızla artmaya başladı. (Bu noktada, aslında ABD doları cinsinden toplam (nominal) döviz tevdiat hesaplarının 1986-2014 döneminin genelinde neredeyse kesintisiz bir yükseliş trendi içinde olduğuna dikkat etmek gerekiyor.)

Yukarıdaki şekildeki Pİ göstergesinin (kırmızı eğrinin) son aylarda hızla yükselme eğilimine girmiş olması, her ne kadar (bu kısa notta yapıldığı gibi) geniş bir zaman dilimi dikkate alındığında (henüz) ortada paniğe kapılmaya yol açacak ölçülerde (Ocak 2014′teki Pİ = %32.2) bir “para ikamesi” canlanması yaşandığı anlamına gelmese de, yine de bu artışın ekonomi politikası karar alıcı ve uygulayıcıları tarafından mutlaka yakından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira, Türkiye 2014-2015 yıllarındaki kritik yerel ve genel seçimler arifesinde, bir yandan  28 Haziran 2013′teki “Gezi Parkı olayları“ndan bu yana hızla ağırlaşan bir “siyasi kriz” dönemi yaşıyor, diğer yandan da “sıcak para” bağımlılığının yüksek olması nedeniyle kırılgan bir yapıya sahip olduğu uluslararası finans çevrelerince 2013 yılı yaz aylarından bu yana sıkça dile getirilen Türkiye ekonomisinin yeni bir finansal krize doğru sürükleniyor olabileceğine ilişkin kanaatler son aylarda çok daha fazla dile getirilir oldu.

Döviz tevdiat hesaplarına yöneliş şimdilik sınırlı gibi gözükse de; yaşanmakta olan büyük siyasi gerginlik ve ekonomik-finansal istikrarsızlık/belirsizlik ortamında eğer yerli ekonomik aktörlerin geleceğe dönük beklentileri gerçekten de gün be gün kötüleşmeye devam ediyor olmasa, döviz kurlarının zaten büyük bir artış göstermekte olduğu böyle bir dönemde (22 Mayıs 2013′ten bu yana) yine de hızla döviz biriktirmeye yönelmeyi herhalde akıllarından geçirmezlerdi. Bu önemli uyarı sinyalini hiç de küçümsememek gerekiyor. Çünkü ne zaman ve nerede yaşanmış olursa olsun, finansal krizlerin gelişiminde/oluşumunda ekonomik aktörlerin beklentilerinin ihmal edilmemesi gereken ölçüde kritik bir role sahip olabildiklerini çoktandır oldukça iyi biliyoruz.

 

İlgili ve Yararlı Bazı Okuma Önerileri:

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.02.04, 01:23
Son Güncellenme Tarihi: 2014.04.11, 23:25
[Twitter: akibritcioglu]

Türkiye’de İhracatın İthalatı Karşılama Oranı (Aralık 1997 – Aralık 2013)

TÜİK’in Aralık 2013 dönemi dış ticaret istatistikleri 31 Ocak 2014 tarihinde yayınlandı. Son verilerle birlikte dikkate alındığında, Aralık 1997 – Aralık 2013 döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı şu biçimde gelişiyor:

X-M-Karsilama-Orani_1997-2013

Söz konusu oranın Ocak 1989 – Mart 2007‘deki değerleri için “Döviz Krizlerinin Başlıca ‘Habercileri’” başlıklı eski bir yazıma bakabilirsiniz. O yazıda, bu göstergenin iktisadi öneminden de kısaca söz etmişim.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.02.01, 11:33
Son Güncellenme Tarihi: 2014.02.04, 10:51
[Twitter: akibritcioglu]

Türkiye Ekonomisinde Tehlike Sinyalleri ve İzlenmesi Gereken Bazı Olası Önemli Siyasi-Ekonomik Gelişmeler

Türkiye ekonomisi 2013 yılı Mayıs ayından bu yana (hükumet yetkilileri pek kabul etmek istemese de) giderek hızlanan bir “kötüleşme” süreci yaşıyor. “Sıcak para” giriş ve çıkışlarına duyarlılığı zaten son derece yüksek olan ekonomide, Mayıs 2013 ortalarından bu yana ABD’nin para politikalarıyla ilgili olarak gelen değişiklik sinyallerinin yarattığı tedirginlik ortamında, Mayıs-Haziran 2013 aylarında yaşanan “Gezi Parkı olayları” ve 17 Aralık 2013′ten bu yana süren “yolsuzluk-rüşvet operasyonu” bağlamındaki ciddi siyasi krizin de etkisiyle, siyasi gerilim ve çalkantılardan (şimdilik) en çok nominal döviz kurları ve Borsa İstanbul endeksi etkilenmiş gibi gözüküyor:

Doviz-Kurlari-20140120

BIST100-20140117

Peki ama, bu süreçte, Türk lirası 22 ve 28 Mayıs ile 17 Aralık 2013′ten bu yana ABD doları ve euro karşısında yüzde kaç değer kaybetti? İşte bu sorunun cevabı:

TL-Deger-Kaybi

Yeri gelmişken hatırlatmak gerekir ki, nominal TL/dolar kuru 1994′ün ilk aylarındaki finansal krizde, önce 27 Ocak 1994 günü bir önceki güne göre % 13.6, daha sonra ise 4-7 Nisan 1994 arasında toplam % 76.2 oranında artışlar göstermişti. Sadece Nisan ayındaki üç günlük toplam artış, TL’nin dolar karşısındaki değer kaybının % 43.2 oranına ulaştığı anlamına geliyordu. 2000-2001 krizinde ise, 22-26 Şubat 2001 tarihleri arasında dolar kurunda % 56.6 oranında artış yaşanmış ve böylece TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı % 36.1 oranında gerçekleşmişti. Öte yandan, bu iki büyük döviz kuru krizinden çok daha önce, 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya koyulan “istikrar tedbirleri” çerçevesinde ise nominal dolar kuru % 100 oranında artırılmış, yani Türk lirası ABD doları karşısında bir gün içinde % 50 oranında değer kaybetmişti.

1980, 1994 ve 2000-2001 finansal krizlerinde nominal döviz kurlarının kriz öncesi ve sonrasındaki 300′er iş günündeki seyrini karşılaştırmalı olarak aşağıdaki grafikte görmektesiniz:

1980-1994-2001-Krizlerinde-Kurlar

Not: Eğer yukarıdaki şekili daha yakından inceleyebilmek istiyorsanız, lütfen grafiğin üstüne tıklayınız. Nominal döviz kurlarının (bu yazının daha önceki versiyonunda olduğu gibi) sadece 1994 ve 2000-2001 kriz süreçlerindeki gelişimlerini karşılaştırmak isteyenler ise buraya tıklayabilirler.

Türkiye ekonomisinde kırılganlık artışının sıkça konuşulur olduğu, belirsizliklerin güçlendiği ve ciddi siyasi-toplumsal gerilimlerin yaşandığı Mayıs 2013′ten bu yana geçen süreçte döviz kurlarında (henüz) bu iki krizdeki boyutlarda bir (ani) hızlı artış eğiliminin yaşanmamış olması sevindirici. Fakat bu durum, bundan sonra da (kısa vadede) yaşanmayacağı, (kesinlikle) yeni bir “kriz” çıkmayacağı anlamına gelmiyor.

Bugünden sonra Türkiye ekonomisinde yaşanabilecek önemli muhtemel iyileşme veya kötüleşmeler nelere bağlıdır? Yakın gelecekte Türkiye ekonomisinin ne yöne doğru gelişmesini bekleyebiliriz? Bu faktörler, özellikle dün (19.1.2014) attığım bir “tweet“te belirttiğim tarihlerde meydana gelebilecek çeşitli olay, karar ve görüşmelerle de yakından ilgili gibi gözüküyor: 21.1.2014′te TCMB’nin açıklayacağı kritik “faiz kararı“, aynı gün Brüksel’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AB yetkilileriyle yapacağı görüşmeden ortaya çıkacak sonuçlar, Şubat 2014′te OECD’de yolsuzluk, rüşvet ve kara paranın aklanması konularındaki toplantılardan Türkiye hakkında olumsuz bir karar çıkıp çıkmayacağı, yerel seçimler için aday listelerinin kesinleşeceği 18 Şubat’tan 30 Mart 2014′teki seçim gününe dek yaşanabilecek yeni/ek siyasi-toplumsal “sürpriz ve gerginlikler”, Türkiye’nin komşusu Suriye ile ilgili olarak yürüttüğü dış politikasından kaynaklanabilecek olası iç ve dış toplumsal-siyasi-hukuki gelişmeler ve nihayet, ABD para politikaları ile ilgili olarak bu yıl içinde meydana gelebilecek yeni ciddi değişiklik kararları bunlardan sadece birkaç tanesi.

Bakalım şimdiye dek genelde yaşanmakta olan siyasi gerilim ve sorunların arka planında kalmış gibi gözüken birtakım olumsuz ekonomik gelişme sinyalleri/eğilimler, önümüzdeki hafta ve aylarda Türkiye’de alınabilecek ekonomi politikası önlemleri ve yumuşayan/iyileşen siyasi ortam sayesinde yerini ekonomik-finansal kriz riskinde bir azalmaya bırakacak mı?

 

İlgili bazı blog yazıları ve “tweet”ler: yazı 1, tweet 1, tweet 2, tweet 3.

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.01.20, 11:36
Son Güncellenme Tarihi: 2014.01.21, 23:48

 

Kasım 2013 – Ocak 2014 İtibariyle Türkiye Ekonomisi İçin Güncel Makroekonomik Öngörüler (2013-2016)

Kasım 2013 – Ocak 2014 dönemi itibariyle çeşitli kurum ve kuruluşların Türkiye ekonomisinin 2013-2015 dönemi makroekonomik büyüklükleri hakkındaki öngörüleri aşağıdaki gibi. Tabloları daha iyi görebilmek için üzerlerine tıklayarak büyütebilir ve/veya gösterilen kaynaklarına başvurabilirsiniz.

 

  • KALKINMA BAKANLIĞI (Ministry of Development, 2013.10.21):

Kalkinma-Turkey-Forecasts_20131021

Kaynak / Source (English version)

 

  • DÜNYA BANKASI (World Bank, 2013.12.18):

WB-Turkey-Forecasts_20131218

Kaynak / Source

 

  • ULUSLARARASI PARA FONU (International Monetary Fund, 2013.12.12):

IMF-Turkey-Forecasts_201312

Kaynak / Source

 

  • İKTİSADİ İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA ÖRGÜTÜ  (OECD, 2013.11):

OECD-Turkey-Forecasts_201311

 Kaynak / Source

 

  • PWC UK (2014.01):

PWC-Turkey-Forecasts_201401

Kaynak /Source

 

  • VİYANA ULUSLARARASI EKONOMİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ (wiiw, 2013.11):

wiiw-Turkey-Forecasts_201311

 Kaynak / Source

 

  • ERNST & YOUNG (2014.02)

EY_201402_Turkey-Forecasts_2014-17

 

Kaynak / Source

 

 

 İlk Yayınlanma Tarihi: 2014.01.15, 13:01
Son Güncellenme Tarihi: 2014.02.05, 11:31
[Twitter: akibritcioglu]