Türkiye’nin “Yeşil Ekonomi”ye Geçişi

The Green Economy is not a luxury of
the rich, but an imperative of the poor

Nick Nuttall [Türkçesi]

Türkiye’nin, hızlı büyüme ihtiyacı ve hedefleri nedeniyle, en azından 1970′lerin ortalarından beri yaşadığı yüksek enerji ithalatı bağımlılığından kaynaklanan ciddi cari açık sorunlarına daha önceki bir yazımda değinmiştim: “Türkiye’de Cari Hesap Açıkları ve Enerji Politikaları (1961-2016)“. Türkiye’nin birincil enerji arzının yapısında 1971-2010 döneminde meydana gelen değişimin yönünün ve enerji alanında 2023 yılı için ilan edilen hedeflerin, Türkiye’nin enerji, ekonomi ve dolayısıyla ekoloji alanlarındaki sorunlarını çözmek konusunda pek de insanı umutlandıran bir ortamda/koşullarda bulunmadığı, o yazımdaki şu iki şekilden büyük ölçüde anlaşılıyordu: Şekil 7 ve Şekil 8. O yazımda Şekil 7′yle gösterdiğim dönüşümü bu sefer burada dünya genelindeki ve birkaç öncü ülkedeki yapısal değişimle karşılaştırmalı olarak sunmak istiyorum. Aşağıdaki, seçilmiş ülkelerdeki birincil enerji arzının bileşiminde 1971-2010 döneminde gerçekleşen yapısal değişmeleri gösteren şekli (Şekil 1) daha sonra vakit buldukça başka karşılaştırılmaya değer ülkeleri de ekleyerek güncelleştireceğim:

Şekil 1

Not: Yukarıdaki şeklin İngilizce versiyonuna ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Yukarıdaki şekildeki büyük üçgenin ortasındaki pembe taralı küçük üçgen alan, söz konusu üç enerji kaynağının arz paylarıının nispeten birbirlerine yakın olduğu bir yapıyı temsil ediyor. İsveç, 2005-2010 dönemi verileri itibariyle dengeli bileşime sahip hale gelebilen ender ülkelerden biri olduğu için bu pembe üçgenin içinde yer alıyor. Son yıllarda enerjide uzun soluklu ve köklü bir bir dönüşüm süreci (Energiewende) gerçekleştirmeye kalkışan Almanya ise, çeşitli olumsuz yan etkiler ve sorunlarla boğuşmakta. Ama, küresel ısınma ve iklim değişikliği gerçeği, bütün ülke ekonomilerini “yeşillenmeye” (greening) zorluyor.

Türkiye, işte böyle bir uluslararası ortamda, 2023′e dek bir yandan nükleer enerjinin payını önümüzdeki yıllarda devreye sokulması düşünülen nükleer santraller sayesinde %0′dan %4′e çıkartmayı planlıyor. Diğer yandan da; Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bir açıklamasına göre, kurulu güç kapasitesi içinde yenilenebilir enerjinin payını % 36,1’den (2011) % 46,6‘e (2023), Ak Partinin program hedeflerinde belirtildiğine göre ise, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payını % 25,4’ten (2011) “en az % 30″a (2023) çıkartmayı hedefliyor. Sonuç olarak, eğer 2023’e dek, birincil enerji arzında fosil enerji kaynaklarının payını %90’lardan (2010) mesela %65’e (2023) dek geriletmeyi başarabilecek olursa, ki bu şu anda oldukça zor bir dönüşüm gibi gözüküyor, o takdirde Türkiye yukarıdaki şekilde 2023 için işaretlenen kırmızı noktaya, yani 1971’dekine çok benzer bir birincil enerji arz bileşimine yaklaşmış (geri dönmüş?) olacak. Türkiye, 1970 itibariyle, küresel ölçekte 1971-2010 dönemindeki ortalama eğilime göre zaten bir hayli farklı bir enerji arz bileşimi patikasına girmiş ve sonuçta, üzerinde ilerlediği enerji dönüşüm patikasının ülkeyi, dünya genelinde bugün (2010) için ulaşılabilen bileşimden çok daha uzakta bir enerji arz bileşimine erişilebilmesine ulaştırabildiği anlaşılıyor. Bu durumda, eğer önümüzdeki dönemde 2023’e dek (imkansız gibi gözükse de) yukarıda sözü edilen hedeflere gerçekten “ulaşılacak” olursa, gelişmiş ülkelere kıyasla Türkiye ekonomisinin “yeşillenme süreci”nin onlarınkinden de daha zor ve sancılı geçebileceğini söyleyebiliriz.

Türkiye’nin 1971′den 2010′a kadar birincil enerji arz bileşiminde gerçekleşen değişimi (yani yenilenebilir enerji kaynaklarının payında neredeyse sürekli biçimde fosil yakıt kaynakları lehine meydana gelen azalma sürecini) dikkate alarak önceki yazımda, 2023 yılı için Türkiye’de öngörülen özelde enerji, genelde ise bütün ekonomik hedeflerin gereklilik, anlamlılık, işlevsellik, tutarlılık, gerçekçilik ve ulaşılabilirlik gibi çok çeşitli açılardan ayrıntılı ve ciddi bir biçimde (yeniden) sorgulanması, tartışılması gerektiğine de dikkat çekmiştim.

İşte bu sorgulama ve tartışma sırasında, Türkiye ekonomisinin (ve elbette ki küresel ekonomiyi oluşturan bütün ülkelerin) “yeşil ekonomi”ye (green economy) geçiş sürecinin nasıl bir uluslararası ortamda ve yol haritasına göre gerçekleşebileceğine veya gerçekleşmesi gerektiğine dair bir plan ve uluslararası işbölümü ve uzlaşma taslağının da aslında zihnimizde acilen şekillenmesi gerekiyor. Ben bu amaçla, şöyle bir taslağın üzerinde düşünülmesinin yararlı olabileceğini tahmin ediyorum:

Tablo 1:

Not: Bu tablonun İngilizce versiyonuna buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Taslağın ayrıntılarına (yeni ve yeşil/temiz teknolojilerin üretilmesi ve dünyaya yayılmasının süreçteki kilit önemi dahil) daha sonra başka bir çalışmamda girmeyi düşünüyorum. Ama bu tür bir çerçeve ve yol haritası üzerinde uluslararası uzlaşma sağlanması elbette çok zor olacaktır, onun da farkındayım. Örneğin bugün (28 Ekim 2013); 13 Avrupa Birliği ülkesinin enerji, iklim ve çevre bakanlarının oluşturduğu “Yeşil Büyüme Grubu”nca düzenlenen “Yeşil Büyüme Konferansı“nda ve ilgili raporda (“Going for Green Growth: The case for ambitious and immediate EU low carbon action“, Twitter: #EuroGreenGrowthStorify), “düşük karbon ekonomisi” (low-carbon economy) yaratmaya yönelik iddialı ve hırslı vaadlerde bulunuldu. Bu konferans ve ilgili rapor vesilesiyle, Avrupa Komisyonu İklim Eylem Komisyonu Yetkili Üyesi Connie Hedegaard, Avrupa’nın, yeşil olmak ve büyüyen bir ekonomi olmak arasında çelişki olmadığına iyi bir örnek oluşturduğuna dikkat çekti:

“Europe is the living proof that there’s no contradiction between being green and growing the economy http://t.co/dUkKodegjG #EuroGreenGrowth

— Connie Hedegaard (@CHedegaardEU) October 28, 2013

Gelişmiş ülke siyasetçilerinin ve yöneticilerinin ekonomik ve ilgili sosyal sorunlarının çözümü için “yeşil olmanın yanı sıra iktisadi büyümeyi de gerekli bulduğu” bir ortamda, yukarıdaki Tablo 1′deki gibi, özellikle gelişmiş ülkeler için “sıfır büyüme” (“zero growth” veya “no growth”) öngören bir aşamalı geçiş sürecini kolayca benimsemelerini beklemek pek gerçekçi olmayabilir. Hele 1970′lerdeki meşhur “Roma Klubü” girişimi ve “iktisadi büyümenin fizikî sınırları tartışması“nın akıbeti hafızalardayken. Fakat yine de, umutsuzluğa kapılıp bu yönde hiçbir şey yapmamaktansa, mutlaka güçlü bir bilimsel çaba içine girilmesi gerektiğini düşünüyorum. Nitekim, ”sıfır büyüme” hedefinin gerektirdiği köklü zihniyet/model değişikliği ve iktisadi koşullar ve politikalar konusunda son yıllarda giderek artan önemli ve yararlı bazı çalışmalar de yok değil. Birkaç örnek vermek gerekirse:

Vaclav Smil‘in çeşitli çalışmalarında sıkça vurguladığı gibi, enerji sistemlerindeki (ulusal ve) küresel değişimler sanılandan çok daha uzun sürer ve daha zordur. Ama yine de, nasılsa günün birinde (i) bir zamanlar Malthus’un karamsar öngörülerini geçersiz çıkartan, öngöremediği yenilikler (innovations) örneğindeki gibi, küresel ısınmayı da aniden yavaşlatacak ve/veya enerji temin-depolama sorunlarımızı kısa sürede çözüverecek mucizevi teknolojik gelişmeler gerçekleşir ve/veya (ii) küresel ısınma kendiliğinden hissedilir biçimde duruverir gibi beklentiler içine girmeden, ulusal ekonomi politikalarımızı enerji, ekoloji, teknoloji, nüfus ve sağlık politikalarımızla uyumlu ve ulusal-küresel sürdürülebilirlik esaslarına göre bir bütünlük içinde tasarlamamız ve kaybedilen onyılları ağır ağır da olsa telafi etmeye çalışmamız gerekiyor. Türkiye ekonomisinin bir “yeşil ekonomi”ye geçişi veya dönüşümü sancılı ve oldukça geç gerçekleşecek gibi gözüküyor. Ama bu dönüşüm yine de kaçınılmaz ve ilgili politikalar mutlaka şimdiden çok iyi planlanmalı.

KONUYLA İLGİLİ VE YARARLI BAZI OKUMALAR

Lisa Segnestam (2002.12): “Indicators of Environment and Sustainable Development: Theories and Practical Experience“.

David S. Landes (2003 [1969]): “The Unbound Prometheus Technological Change and Industrial Development in Western Europe from 1750 to the Present“.

Aykut Kibritçioğlu (2008.10.29): “‘İktisadi Büyümenin Fizikî Sınırları’ Tartışması Hakkında

Paul Gilding (2011): The Great Disruption: How the Climate Change Crisis will Transform the Global Economy.

OECD (2011.09.28): Invention and Transfer of Environmental Technologies.

Dieter Helm (2012): The Carbon Crunch: How We’re Getting Climate Change Wrong – and How to Fix it.

Jeff Rubin (2012): The End of Growth.

Matthew Smith (2012.04.06): “Survey of Green Growth / Environmental Sustainability Accounting and Indicators“.

Umair Haque (2013.10.28): “This Isn’t Capitalism — It’s Growthism, and It’s Bad for Us

KONUYLA İLGİLİ BAZI KURUMSAL İNTERNET BAĞLANTILARI

Sürdürülebilir Kalkınma Portalı
United Nations Environment Programme
UNEP
Green Growth Knowledge Platform
Green Growth Knowledge Platform
Organisation for Economic Co-operation and Development
OECD
Intergovernmental Panel on Climate Change
IPCC
Global Green Growth Institute
Global Green Growth Institute
World Bank
World Bank
International Energy Agency
International Energy Agency
Group of 20
Russia G20
Climate & Development Knowledge Network
Climate and Development Knowledge Network
Green Economy Coalition
Green Economy Coalition
World Trade Organization
World Trade Organization

İlk Yayınlanma Tarihi: 2013.10.28, 21:09 (Paris)
Son Güncelleştirme Tarihi: 2013.10.28, 22:51 (Paris)

Post Author : AK

Related Post